Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 28-10-2007, 21:24
jezabel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
jezabel jezabel isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 07-02-2007
Nerden: ANKARA
Mesajlar: 94
Standart onlar...kahramanlar

Anadolu’nun bir yerlerinde bir erkek çocuğu olarak dünyaya gelirsin...

Oyuncakların olur. Sonra çikolatayla tanışırsın.

Küçük yaştan beri futbola ilgi duyarsın... Köyün düzlüklerinde yaptığınız maçlarda “kaleye geçmem” dersin. İlle de santrfor oynamak istersin ve bildiğin futbol kahramanlarının hareketlerini yapmaya çalışırsın. Yurdunun toprağıdır, çamurlansan bile annenin birkaç kızgın sözünün önemi olmaz. Sonuçta annedir...

Annenin pişirdiği ve senin bahçeden kopardığın taze soğana katık ettiğin tandır ekmeğinin kırıntılarını da “sevaptır” diye bırakmayıp yersin...

Karşı köyün delikanlılarına dikilmesini öğretir sana hayat.

Kavgaların olur, daha sonra pişmanlıkla anlattığın. Kavgayı öğrenirsin ama kalleşliği asla...

Gördüğünde delikanlılıktır dersin, yine selamını esirgemezsin...

Sonra hep bir İstanbul hayalin olur.

Gizemli bir şehirde iş bulup para kazanma hayali...

Bir de cep telefonunun markasını ve modelini yükseltmeyi hayal edersin hep.

Köyden âşık olduğun kız hakkında annen acaba ne düşünüyor sorusunu kalbinin bir köşesinde saklı tutarsın.

Arabesk pop şarkılar dinlersin. Kartonlar üzerinde cuma namazları kılarsın..

Sonra askerlik çağın gelir...

Her şeyi askıya alırsın...

Bol kornalı, konvoylu şehir turları, havaya sıkmalar...

“En büyük asker bizim asker!”

Ama hayat bu!

Bu kadar patırtı, bu kadar sevgi ortasında yalnızsındır.

Yeni arkadaşlarla, yeni kelimelere kulakların alışır.

Haki yeşil elbiseler içinde çekilip ailene gönderdiğin ilk kahramanlık pozların...

Bazı “gereksiz” duygulara çarpı koymasını öğrenirsin, asker olmanın sorumluluğu teçhizatınla beraber sırtına biner.

Ve Anadolu’nun ücra bir köşesinde, arada ruhunun hayaletinin de gezindiği kutsal bir nöbettesindir artık.

Montunun cebinde işaretlediğin şafak defteri durur. Annenin babanın kardeşlerinin buruşuk fotoğrafları cüzdanından gözlerine kayar ara sıra...

Sevdiğinin fotoğrafına son bakışını ise ne annen bilecektir ne de arkadaşların...

“Dur” dersin...

Ama durmazlar...

Sonra bir kalleşlik tufanı bastırır. Ölümün soğukluğu geceğinin soğunu bastırır.

Silah sesleri dağlarda yankı yapar.

Uzaklarda masum bebeler uykudadır ya, sen de onlar gibi masum bir “uykuya” dalarsın.

Ayak parmağında bir çift künyeyle...

Bilirim, içinden “benim için ağlama anne” diye geçirirsin o “uyku”nda...

Kardeşin ayyıldızı tabutuna sarılır. Babanın bıyıkları çerçeve içindeki fotoğrafında alnına değer.

Arkanda duygulu bir kalabalıkla tören tüneline girersin. Bir çoğu seni tanımıyordur. Adını gazetelerde okumuşlardır.

Diksiyonu düzgün bir televizyon spikeri vurgulu bir biçimde adını okumuştur: Şehit jandarma komando er...

O fırtına dindikten sonra...

Bir gün...

Günlerden bir Ramazan Bayramı sabahı...

Ashab-ı Kehf’ten bir uyanış gibi...

Annenin mezarına geldiğini görürsün...

Anne yüreğidir bu, unutur mu hiç?

Mezarındaki yaban otlarına uzattığı o nasırlı avcunu öpesin gelir. Öpemezsin...

Çarklarına kan bulaşmış bu koca dünyada sürüklenip giden bütün o ruhsuz bedenlere kalkıp haykırmak istersin kahramanlığını...

Haykıramazsın.

Not: Bu yazı, Trabzonlu gazeteci dostum Metin Kondel’e ait. Sizlerle paylaşmak istedim.)

vatan gazetesi-haşmet babaoğlu
25.10.2007


kendi düşmanınızı aramalısınız,,
kendi savaşınızı yapmalısınız ve kendi düşünceleriniz uğruna!!
ve şayet yenilirse düşünceleriniz,,
yinede dürüstlüğünüz zafer naraları atmalı bunun için..


F.W. NİETZSCHE
Alıntı ile Cevapla