Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 27-10-2007, 18:52
asmara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
asmara asmara isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 12-10-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 729
Standart evrimleşemeyen bakanlık

Üniversite Konseyleri Derneği, Fen Bilgisi ve Biyoloji derslerinde Evrim Kuramı'nın kapsamlı biçimde ele alınması ve yaratılış görüşünün müfredattan çıkarılmasını talep etti. Milli Eğitim Bakanlığı ise yazılı bir savunma yaptı. Buyurdu ki: Evrim Teorisi ispat edilmemiştir, Yaratılış Görüşü bilimseldir. Dünya bilimiyle ters düşen Bakan istifa etmelidir. Eğer istifa etmiyorsa şu "görüş"leri de değerlendirmelidir: 'Leylek Kuramı', 'Kaburga Teorisi', 'Öküz Kuramı', 'Düzlük Prensibi', 'Nazar-Muska Teorisi', 'Con Ahmet Prensibi'…

Üniversite Konseyleri Derneği (ÜKD), 3 Mart 2006 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'na, Fen Bilgisi ve Biyoloji derslerinde Evrim Kuramı'nın bilimsel yönleriyle kapsamlı bir biçimde ele alınması ve yaratılış görüşünün müfredattan çıkarılması talebiyle bir dilekçe veriyor. Bu dilekçe çok sayıda bilim insanı tarafından imzalanıyor. Bakanlık bu dilekçeyi reddediyor. İşin peşine bırakmayan ÜKD, geçtiğimiz Temmuz ayında ret işleminin iptali talebiyle dava açıyor. Davanın tarafı olan Milli Eğitim Bakanlığı 10 Kasım 2006 tarihli bir yazılı savunma veriyor. Bu dosyada tamamını sunduğumuz savunma metninin altında "Hamit İnan, Bakan adına, Hukuk Müşaviri" imzası var. Yani söz konusu olan Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı'nın resmi görüşüdür. Yazımızın konusu da bu yazılı savunmadır.

Tartışma bilimsellik çerçevesinde yürütülecek mi?
Davanın tarafları, meslekleri profesyonel bilim yapmak olan akademisyenlerin oluşturduğu bir dernek ile Anayasa'nın öngördüğü laik ve bilimsel eğitim-öğretimi yürütmekten sorumlu olan TC Milli Eğitim Bakanlığı'dır. Dava konusu ise Evrim Kuramı ve Yaratılış Görüşü. Yani bilimi ilgilendiren bir konuda, bilimsellik düzleminde kalınması gereken bir tartışma yaşanıyor. Kaldı ki Bakanlık savunmasında da bu düzlemin çerçevesi çizilmeye çalışılmış. Denmiş ki:
"Bilim, tarafsız gözlem ve deneylerle elde edilen düzenli bilgi birikimidir.
"Hipotez, bilim adamı tarafından problemin çözümüne yönelik ortaya konulan geçici çözümdür.
"Teori, sürekli olarak kanıtlarla desteklenebilen hipotezdir. Görüş; bir olay, varlık veya düşünce üzerinde varılan yargı, fikirdir."
Güzel; demek ki dava konusunu bu çerçevede konuşacağız. Tartıştığımız "görüş"ler de bilimsel nitelikli görüşler olacak; çünkü eğitim-öğretim müfredatına girip girmeyecekleri konuşuluyor.

Bakanlık ne diyor, bilim ne diyor?
Milli Eğitim Bakanlığı'nın savunmasında iki kritik iddia var: 1) Evrim Teorisi günümüze kadar ispat edilememiş bir teoridir. Henüz kesin bilgi olarak kabul edilmemektedir. 2) Evrim Teorisine karşı Yaratılış Görüşü de bilimsel bir görüştür. Dolayısıyla ders kitaplarına bu görüşün de alınmasında sakınca yoktur.
Evrim Kuramı hakkında burada uzun uzun açıklamalar yapmayacağız. Sadece üç resmi belgeyi sunmakla yetiniyoruz: Türkiye Bilimler Akademisi'nin (TÜBA) 17.09.1998 ve 21.10.1998 tarihlerinde yayınladığı Evrim Teorisi ile ilgili iki duyurusu ve aralarında TÜBA'nın da bulunduğu 67 bilim akademisinin imzalayarak 21 Haziran 2006'da dünya kamuoyuna sunduğu "Evrim Eğitimi Bildirgesi". Üçünün de ortak saptaması, Evrim Teorisi'nin yaşamla ilgili birçok soruna açıklık getiren en temel kavram olduğu, bilim dünyasında çok yaygın bir kabul gördüğü, saygın bilim adamları ve kuruluşlarınca kuvvetle desteklendiği ve Evrim Kuramı benimsenmeden -bırakın biyolojiyi- bilim yapılamayacağıdır.
Görüldüğü gibi, Milli Eğitim Bakanlığı'nın yargısı ile ülkemizin seçkin bilim insanlarının oluşturduğu Türkiye Bilimler Akademisi'nin ve dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin resmi bilim akademilerinin ortak yaklaşımı taban tabana zıttır. Milli Eğitim Bakanlığı'nın -savunmasında geçen- tek dayanağı ise Hıristiyan cemaatler tarafından ABD'de kurulmuş olan ve ortaya attığı iddialar ABD Bilimler Akademisi tarafından defalarca reddedilmiş olan "Discovery Institude" adlı kuruluştur.
Bu durumda laik ve bilimsel bir eğitimin yürütülmesinden sorumlu olan Bakanlık, dünya biliminin neredeyse tamamını temsil eden kuruluşların saptamalarına karşı savaş açmış bulunmaktadır. Bu resmen bir rezalettir ve Milli Eğitim Bakanı'nın hemen istifa etmesi gerekir. Dünya bilimiyle zıtlaşan bir Bakanlığın laik ve bilimsel bir eğitim-öğretim etkinliği sürdürebilmesi herhalde düşünülemez.

Yaratılış Görüşü'nün gözlemi, deneyi ve kanıtı nerede?
Gelelim "Yaratılış Görüşü"ne… Bakanlığın söylemiyle "Bilim, tarafsız gözlem ve deneylerle elde edilen düzenli bilgi birikimidir". O halde Fen bilgisi ve biyoloji dersleri öğretim programlarına ve ders kitaplarına alınmasında ısrar edilen "Yaratılış Görüşü"nü de bu kıstaslara vurmak gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Yaratılış Görüşü'nün hangi "tarafsız gözlem ve deneylere" dayandığını açıklaması gerekir. Bu görüşü destekleyen herhangi bir gözlem ve deney yapılmış mıdır, yapılabilir mi? Bakanlık eğer "yapılamaz" diyorsa, o zaman bu görüş bilimsel değildir ve öğretim programına ve ders kitaplarına konması düşünülemez ve önerilemez. Eğer "yapılır/yapılabilir" diyorsa, o zaman yapacaktır/yaptıracaktır ve sonuçlarını da açıklayacaktır! Evrim Kuramı nasıl 150 yıldır gözlem, deney ve bilimsel kanıt kıstaslarına vuruluyor ve her defasında bu sınavlardan başarıyla ve daha da gelişerek çıkıyorsa, Yaratılış Görüşü de aynı kıstasların süzgecinden başarıyla geçmelidir, eğer müfredata girmesinde ısrar ediliyorsa.

Bilimin ilerici mantığı, MEB'in gerici mantığı
Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve danışmanlarının (aslında bütün Yaratılışçıların, Akıllı Tasarımcıların vb.) şöyle acayip bir mantıkla hareket ettiği anlaşılıyor: Evrim Kuramı henüz kanıtlanmadı, açıklayamadığı noktalar var; o halde Yaratılış Görüşü doğrudur.
Birincisi hiçbir bilimsel kuram "mutlak olmak" ve "her şeyi açıklamak" iddiasında olamaz. Böyle bir iddia bilim etkinliğinin niteliğiyle bağdaşmaz. Bilim, ucu açık bir etkinliktir. Herakleitos'un ırmağının akışı durdurulamaz. Yeni gözlemler, deneyler, veriler ve fikirler ortaya çıktıkça varolan kuramlar yeniden ele alınır. Eğer varolan kuram bu yeni olguları açıklayabiliyorsa ne âlâ; eğer açıklayamıyorsa o zaman bu olguları da açıklayabilecek yeni ve daha kapsamlı bir kuram ihtiyacı doğacaktır. Bilim böyle gelişir.
İkincisi, yaşamın gelişimine ilişkin bir kuramın açıklayamadığı olgular çoğalırsa ve yeni bir kuram ihtiyacı doğarsa, bu, Yaratılış Görüşü'nün doğru olduğunu göstermez. Newton yasalarının ışık hızına yakın hızlarda açıklayamadığı bazı olgularla karşılaşıldığında Batlamyus'un tanrısal dünya-merkezli evren modeline geri dönülmedi. Bu yeni olgular Einstein'ın Görelilik kuramlarına ve Kuantum Kuramına yol açtı. Astronominin henüz açıklayamadığı olgular astrolojinin, kimyanın henüz açıklayamadığı olgular simyanın doğru olduğunu göstermez. Bu olgular, tam tersine, astronominin ve kimyanın daha da gelişmesinin kapısını aralar.
Milli Eğitim Bakanlığı bilime karşı savaşıyor. Bu savaşımı, o mevkii işgal ederek sürdüremez!

"Görüş"ten bol ne var!?
Milli Eğitim Bakanlığı, Yaratılış Görüşü'nün Fen Bilgisi ve Biyoloji derslerinin programına konulmasında -bütün bu yazdıklarımıza karşın- ısrar ediyorsa, şu "görüş"lerin ne suçu vardır? Aşağıda yazdığımız görüşlerin savunucuları da pekâlâ görüşlerinin müfredata girmesini talep edebilirler:
- "Leylek Kuramı": Yeni doğan bebeklerin leylekler tarafından getirildiği görüşü.
- "Kaburga Teorisi": Kadınların erkeklerin kaburgasından yaratıldığı görüşü.
- "Dünya Merkezli Evren Modeli": Gezegenimizin evrenin merkezinde olduğu ve diğer tüm gök cisimlerinin Dünya'nın çevresinde döndüğü görüşü.
- "Öküz Kuramı": Dünyanın bir öküzün boynuzlarının üstünde durduğu görüşü.
- "Düzlük Prensibi": Dünyanın yuvarlak değil, düz olduğu görüşü (Kaldı ki Dünyanın tam küre olmadığı kanıtlandı. O halde düzdür!).
- "Balçık Teorisi": İnsanın balçıktan yaratıldığı ve Tanrı'nın ona ruhunu üfürdüğü görüşü.
- "7 Gün Kuralı": Dünyanın ve tüm canlıların 6 günde yaratıldığı ve yorulan Tanrı'nın 1 gün de dinlendiği görüşü.
- "Adem-Havva Kuramı": İnsanların Adem ve Havva'nın çiftleşmesinden türediği görüşü.
- "Astroloji": Gökteki yıldızların konumunun insanların karakterlerini ve yaşamlarını belirlediği görüşü.
- "Nazar-Muska Teorisi": Özellikle mavi gözlülerin "nazar değdirdikleri", uzmanların hazırladığı muskaların bunu etkisizleştirdiği görüşü.
- "Daniken Kuramı": Gezegenimizin sık sık uçan daireler tarafından ziyaret edildiği ve uzaylıların insanlık tarihini belirlediği görüşü.
- "Sülün Osman Yaklaşımı": İktisat biliminde devrim yarattı!
- "Con Ahmet Prensibi": Hiç yoktan enerji var etme görüşü (son katkı emekli general destekli ERKE adlı Türk şirketinden geldi).
Daha pek çok "görüş" sayılabilir. Bilim açısından bütün bu "görüş"lerin Yaratılış Görüşü'nden farkı yoktur. Yaratılışı müfredata sokmaya çalışan Milli Eğitim Bakanı, bu "görüş"leri de değerlendirecek midir?
Okurlarımız bizi affetsin; böyle bir davada başka ne yazılabilir ki!

ender helvacıoğlu

bilim ve gelecek dergisi
Alıntı ile Cevapla