Öncelikle hoş geldiniz demek istiyorum; uyumama ramak kala interneti açıp bu forum konusuna tekrar denk gelmem beni mutlu etti. Bir küçük sitem Sevgili Berk Taçyıldız, aradan bu kadar zaman geçince insan kopuyor konudan, umarım bir daha bu kadar ara verecek sorunlarınız olmaz, özletmezsiniz...
Konuya dönersek;
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı
Maria diyor ki :
"Anlamın dilden önce var olduğunu" savıyla Derrida yapısalcılarla çelişiyor.
Ben de şöyle diyorum. Hayır kesinlikle çelişmiyor. Çünkü Derida'nın böyle bir şey söylediği yok ! Demek ki kalınlaştırarak yazmak bile çare etmiyor. Derida tam da Batı tarzı düşünmede anlamın dilden önce varolduğu ve dil ile keşfedildiği düşüncesine karşı çıkmıştır. Metinde yazıyor bu . Bir daha yazmam gerekiyor mu ?
|
Burada bir okuma pratiği eksikliğimiz var sanıyorum, virgülün olmazsa olmaz hallerinden biriymiş; basitleştirirsek "A fikriyle Derrida çelişir", yani başka bir fikir bir B öne sürer. A fikri metinde yapısalcılara ait bir fikirdir: sesmerkezcilik, oysa Derrida sesmerkezcilik-sözmerkezcilik ve difference'yi vurguluyor. Tümcem daha anlaşılır oldu mu şimdi, daha da basitleştirmem mümkün görünmüyor çünkü.
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı
Maria diyorki (2) :
"Derrida'nın Edebiyat Eleştirisi üzerine söylenenlerden nasıl "bilim"e alıp monte edin diyebildiğinizi siz anlatacaksınız Sevgili Berk"
|
Diye alıntıladığınız cümlemin çıkışını yanlış anımsamıyorsam Feyerabend topiğindeydi ve benim orada size söylemim "din adamlarının hazır ola geçmemizi" salık veren komutlarının yanında "bilim adamlarının" da sizcesi aynı komut ve emir dizgesini kullandıklarına dair sözlerinize eleştirimdi. Yukarıdaki her nevi metni eleştirdiğini elbette ki çıkarmak ortalama zeka işi; ama biliyorsunuz ki metinleştikten sonra edebiyat alanına dahil edilirler, yukarıdaki de edebi metinlerin eleştirisini baz almış bir makale, bilimsel "makale", edebiyata dahildir. Dogma ve bilim "aynılığına" Derrida'yı nasıl kaynak/klavuz ettiğinizi hala açıklayabilmiş değilsiniz. Elmaları ve armutları aynı sepete koyuyorsunuz: Diğer forumda ne denmek istendiğini bir daha okumanızı salık vermekten başkaca bir tavsiyem olmayacak.
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı
Maria diyorki (3) :
"Sözü düşüncenin anlamı sayıp, yazıyı düşüncenin tahtırevanı olarak gören Derrida'nın, yazı'yı bağımsız/tek başınalığı için ortaya attığı tez -yazının açıklayıcılığı oranında- beni tatmin etmedi."
Bu sözü ise yazının şu kısmından çıkarıyor :
"Bu görüşe göre, konuşan, bilincindeki düşünceleri söze döker ve dinleyen kişi de onları doğru olarak anlamaya çalışır. Anlayamazsa, kuş kulu bir nokta kalırsa, konuşan düşüncesini yeniden açıklar. Yazı ise konuşandan kopmuştur, bilinci doğrudan doğruya yansıtmaz, dolambaçlı bir yoldan, ikinci elden aktarır ve aktarırken yetersiz kalabilir."
Bende diyorum ki , yine ilk seferde yazdığım yanlış okumanın neticesi Derida'yı Derida yapan Batı düşüncesinin eleştirisi bağlamında yazılanları Derida'nın düşüncesi yanılgısına düşülmüş. Lütfen metni bir daha okuyun "Sevgili" Maria, "dilerseniz..."
|
Bu kısmı doğru yakalamışsınız, tebrikler..!
Sizin gibi bir ay sonra metin girmemiş olduğumdan yukarıda zaten açıkladığım ve sizin de alıntılandırdığınız Derrida'nın, yazı-söz ilişkisini bu kısımda eleştiriken Platon yerine Derrida yazmışım, ve devamında da strüktüralistlere eleştirim post-strüktüralistlere eleştirim gibi devam etmiş, akıl bulanıklığı diyorum.Keşke "bahşettiği görkemli yanlış anlama örneği " diye veda edeceğinize yazdığım metnin iki yerinde Derrida'nın anlam-söz-yazı hakkındaki tahlilimden bu kısımda bir isim hatası olup olmadığını sorup çıksaydınız, yine de en azından metinden çıkartabileceğinizi umardım...Elbette ki benim hatamdır; metinleri bekletip yazmak lazım, ama bu platformların da tadı bu işte, sıcağı sıcağına, şimdi olduğu gibi...Hemen düzeltmeyi yapıyorum uyarınız üzerine...
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı
Maria diyorki (4) :
"yazının sözden evvelliğini anlamlandırma/ gösterilen / kavram bağıntısında ussal buldum."
Bu söze diyecek birşeyim yok . Derida'nın savunduğu tam da bu çünkü !
|
Bazen aklınızın ucundan dahi geçirmediğiniz "şey"ler; aklınızın tam da ortasına oturtuluverir. Yasaklar da buna benzer yasak olmayanları (karşıtlık) ortaya çıkarırlar, örneğin; abinizle evlenmemeniz gerekliliğini düzenleyen toplumsal ve ahlakî normlar bir anda abinizin de "eş olabilme" olanağını sunar size.
Söylenenler tek ve biricik olarak algılanamayacağı için, hiyerarşik bir sıralama gözetmeksizin, söylenenin söylenmeyenlerle de bağını/bağıntısını açıklamak eş-yapılarına bakmak Strauss'un önerdiği yöntemlerdendir. "Dilden evvel var olan kavram"ları aslında dil ile tekrardan yaratmıyor; var olana bir ad bulurken de "sessel" olarak diğer kavramların ses özelliklerinden yararlanıyoruz. Derrida anlamın dilden önce var olmadığını savunuyor.
Alıntı:
Berk Taçyıldız´isimli arızadan alıntı
Bili-m tarihsel iktidarlarca üretilmiş bir "hikaye"dir , bir imgesel şiir denemesidir. Bilim ne kadar hikaye ise din de o kadar hikayedir. Hepsi metin hepsi icat. Hepsi icat , hepsi masal(yani tarih)!
|
İşte burada sizinle kesinlikle çelişiyoruz Berk Yıldız; diğer forumda da buna benzer sözler edilmişti yanlış anımsamıyorsam, bilimi iktidarlarca üretilmiş/yönlendirilmiş bulmanız bu da bilim adamlarını da (ki idam edilmesin diye söylem değiştiren Galileo'dan örnek vermeniz çok sığ kaçmış) iktidarların güdümünde (tıpkı da din adamları gibi) bulmanız; tam manasıyla tarihe bir büyük haksızlık olacaktır. Din dogmalar/sorgulanamaz kurallar/normlar bütünüdür, iktidarların elinde şekillenmiş bizzat da iktidarı beslemek/güçlendirmek adına rol kapmıştır tarihte; oysa ki bilim adamları 'iktidarlarca üretilmiş "hikayeler"' yazmış olsalardı ölüsü bile iktidarlara rahatsızlık veren Darwin, protestan baskıları yüzünden ülkesini terkeden Kepler, ya da sizin çarpıtarak verdiğiniz iktidar güdümlü ama Engizisyonca müebbet hapse mahkum edilen ve yetmiş yaşında hapsedilen Galileo; "iktidarlarca üretilmiş hikayeleri"nin yine aynı dogmatik sistem (din) ve iktidarlarca ölüme gönderilmesine ne diyeceksiniz...?
İktidarlarca beslenen bilim adamları daha konforlu bir yaşamı hak etmezler miydi?
Daha önce nb. de söyledi size; özel işlerinizden ötürü geç kaldınız ama; nb forumdan kimi sebeplerden ayrıldı, ben tekrarlayayım, bilim/bilim adamı ve bilimin ortaya çıkardığı "eser"lerin kullanılış şekillerini birbirlerinden ayırmalısınız: -inançlı olduğunuzu varsayarsak ve benim de olmadığımı- bilim ve dinin aynı ellerden çıktığını, birinin insanları daha iyiye/güzele yönlendirmek amacıyla, açık uçlu eleştiriyi içselleştiren, baskı ve hakimiyetten uzak amacı yanında; diğerinin kitleleri sindirmeye üzerlerinde iktidar kurmaya yönelik sorgulanamaz kurallar bütünü olduğunu sanıyorum söylemem yanlış olmayacaktır.
Metinlerin "suni/dolaylı" olmasından bahsediyorsanız başından beri; biçemsel eleştirinizi algılarım.
Yoksa "tarihsel" iktidarlar söyleminizle yine metafor mu yaptınız, ya da yalnızca bahsettiğiniz İNANÇLARINIZ adına dogma ve bilimi aynı kefeye koymaya devam mı edeceksiniz; tüh, yazık olur derim...
Tekrar aramızda görmekten samimiyetle keyif aldım...