|
Diriliş'i lise yıllarımda okumuştum, hayli etkileyici "vicdanî" dirilişi bir Prens ve onun hizmetkârı olan bir kadın üzerine kurgulamıştı roman.
(Diriliş'in yazılış dönemi de hayli ilginçtir; Tolstoy'un tam da kiliseye/papazlara inancı zayıflamışken, romanda belki de bir fahişe'yi bir papazdan daha saygın kılar...)
Saf ve cahil hizmetçi kızı iğfal eden evin zengin efendisi, yıllar sonra hizmetçi kızla karşılaşmış ve hangisinin daha kötü bir "iş" yaptığı üzerine iç çekişmeleri/sorgulamaları yaşamıştı.
Çarlık zamanı itibarlı bir prens mi daha saygındı, evin beyiyle yatan daha sonra da geneleve düşen hizmetçi kız mı?
Öz vicdanlarımız bizi ayakta tutmak için yaptığımız kimi "kötü" işlere kılıf bulmakta gecikmez; hemen onu içimizde aklayarak saygın ya da yarı saygın hale getirir ki; yaşamımız zorlaşmasın. Oysa ki kendini aldatmakla, kendine yalan söylemeye yeltenmek arasında fark vardır. Yukarıda kendini aldatmak zorunda olan bu hizmetçi kız, bir yerden sonra buna artık o denli alışır ve inanır ki, topluma faydalı bir "iş" icra ettiğini söyleyerek kendi durumunu kutsama yolunu seçer, bunu yapmasa vicdan azabından ölecektir. (Bir başka evde çalışıp, tekrar onurlu yaşamına dönme şansı da vardır ama o bunu yapmamış kendini "kader mahkumu" görüp, kolay olanı seçmiştir). Oysa romanda durumu çok daha vahim olan kişi prenstir, yıllar sonra idrak edebildiği gerçeği -o dönem ne fena bir iş yaptığını- anlar ama telafisi artık mümkün değildir, kürek mahkumu kadının peşinden gitmesi bile o "vicdanı" saflaştırmak adına geç bir davranış şeklidir.
Pek azımız fena bir şey yaptığımızda bunu tüm gerçekliği ve çıplaklığıyla kavrayıp vicdanî sorgulama yoluyla arınmaya çalışırız. Çoğunlukla ikinci üçüncü kişileri suçlayıp, kendimizi temize çıkarma yolunu seçeriz. Ah ! Böylelerimizin sonu hiç de hayırlı değildir, vasatî dayanışmayla türdeşlerini bulur ve onlarla bu sahtekar tavırlarını güçlendirerek yaptığı fena işleri, haklı konuma çıkartırlar; bu olgunlaşmamış dimağların sığındığı çukurlardır, o çukurlardan da çıkması nicesi zordur kim bilir...
Tolstoy buna "şaşırmamamızı" salık veriyor, ben de onun öğütüne uyup şaşırmıyorum...Samimi olmam gerekirse, zaten beni de pek az insan davranışı şaşırtıyor, artık...
|