Alıntı:
ESHQUIA´isimli arızadan alıntı
Nazım Hikmet'i sevmeyenler onu siyasal kimliğiyle düşman ve vatan haini diye dışlayarak, sevenler de cesareti, hayatı ve aşklarıyla mit olarak dokunulmaz bir yerlere koyarak asıl önemli olan konuyu kaçırmıştık. Buket Uzuner
|
Bu müzmin ve beter hastalık hâlâ içimizdedir sanıyorum; kişinin ne dediğinden çok kişinin kişilik yapısına, gündelik hayatına, aşklarına, ihanetlerine, zayıflıklarına, kahramanlıklarına vs vb vd bakıp ozanı/yazarı tanımlama yolunu seçmek; bir nevi onun "kamburlarını sayma" arzumuz kitlelerle sanatçılar arasındaki o gerilimli duyguyla tarif edilebilir belki. Bunu beceremediğimizde ya onu tümden dışlar ya da tümden kutsarız; her iki durumda da sanıyorum hakiki sanatçı bedbaht olacaktır.
Yaşadığımız para odaklı postmodern zamanlarda, sanat eserinden çok onu üretenine ilgimizin kayması sanıyorum, kolaycılığımızdan ve bizi tam da yapmak istedikleri türden sinik, sorgulama ve analizden uzak, fabrikasyon fikirlerin öğütücüsü haline gelmemizden kaynaklıdır. Cheyi neredeyse bir hollywood aktörüne dönüştüren üreticiler, Deniz Gezmişi kolye ya da tişörtlere basan girişimciler ?! sanıyorum ki Nazım'a da bunu yapmakta hiç sakınca görmemiştir.
Oysa Nazım'ın bir "Saman Sarısı"ndaki o dil güzelliğini, biçem deneyişlerini ve kaynağının da belki de Kutsal Ahitten aranabilecek kadar derinini kavrayabilenlerimiz için onu okumak başka bir keyif olsa gerek.