Nİhat Behram
KIRIK DÖKÜK SÖZLER
"Ay sarı kanamaktaydı
Yüreğim bir mavi buluta hasret
Rüzgar bir sınır türküsü söylemekteydi
Gözü elleri sakiydi gecenin
Yokluğun geldi aklıma
Ağlamak isterdim
Isırıp dudaklarımı
Ağlayamadım
Bir yıldıza ilişti gözüm
Kanadım..."
Uyandırın anamı söyleyin gidiyorum
Yolumu gözlemesin dönemem belki geri
Babama haber salın allarım onda kalsın
Sulasın gün aşırı dönemem belki geri
Korulara söyleyin bağlara asmalara
Ormanlara söyleyin kuşlara ağaçlara
Baygın çocukluğumun çınladığı kırlara
Sadece sevdiğimden gizleyin söylemeyin
Söylemeyin duymasın duymasın söylemeyin
O kadar körpe ki yüreği
Bilmiyor yitirmeyi
Söylemeyin söylemeyin bu akşam
Sevdiğim ağlamasın
1946 yilinda Kars’ta dogdu. Ortaögrenimini Haydarpasa Lisesi’nde tamamladi. Gazetecilik Yüksek Okulu’nda ögrenimini sürdürürken Ceza Yasasi’nin 141, 146 ve 246 maddelerine aykiri eylemde bulundugu savi ile tutuklandi. Bir buçuk yil tutuklu kaldi. Serbest kaldiktan sonra Vatan gazetesinde, Güney Yayinlari’nda çalisti. 12 Eylül 1980’den sonra ülke disina çikti. Dönmesi yolundaki çagriya uymadigi için vatandasliktan çikarildi. 17 yillik politik sürgünden sonra 1996’da yurda dönebildi. Ilk siirleri, Soyut, Yordam, Yeni Gerçek, Halkin Dostlari dergilerinde yayimlanmisti. Sonra sürekli olarak Ataol Behramoglu ile birlikte çikardiklari, Militan’da yazdi.
SONUÇTA ACIDIR YÖNETEN AŞKI
Sevinci arıyor ve
buldukça
yavrusuyla suya inmiş suna gibi coşuyorsa da
sevdadan sevdaya koşarken insan
sonuçta acıdır yöneten aşkı...
Gök ve toprak arasındaki boşluğun
gizemli sesini topluyor düşlerimize
içimizdeki mıknatıslar
istesek de unutamadığımız kimi anılar
ya da bir türlü ulaşılmayan arzularımız
onların tığlarıyla örüyor ömrümüzü;
aynı yürekte aynı gece
tutkunun ve nefretin anlık çırpınışları
cesaret ve korkunun izinde oynaşıyor
erinç ya da keder
aynı yürekte aynı gece
dönüşsüz hızıyla yarışıyor zamanın;
kınsız, duraksız geçiyor dakikalar
gün bekletmeden doğuyor;
nazlanan kendini nazıyla oyalarken
öpülenin, koçulanın hazzıyla pırıltılı
alarıp, tanyerinde şavkıyor ışık;
sevinç duyulduğunca harlı
acı solunduğunca azgın
ve aşk - ki tanrısı da, kulu da insan -
ateşten ve dumandan yavruluyor onları;
ilk öpüşün tadından kaynayan pınar
sonsuzluk duygusuyla akıyorsa da
sonuçta acıdır yöneten aşkı...
Dağların da bir ruhu var rüzgârın da;
gurur, özgüven ve sadakat
sınıyor kendini yıldızlarla, alnında dorukların;
ister bahar tütsün ömrün telinde, ister güz
kanatları kıpır kıpır esen seher yelleri
durmaksızın uçarı, durmaksızın tutuşkan;
çığlar ya da uçurum, kökler ya da tomurcuk
neyin ruhu çınlarsa çınlasın sinesinde insanın
sonuçta acıdır yöneten aşkı...
Doğuyor ve ölüyoruz
göğün ve toprağın bir toplamı olarak
sonsuzluk sadece düşteki ışıltımız
ve sadece sevdayla varılmış sevinçte balkıyor hayat
duyulan - ki kolları da olsa dallarınca ormanın
yar koynunda bal süzene az gelir - onun yankısı fakat
yarasını yarayla saranda ancak
sesini bulan
söylenmiş söylenecek bütün şarkılarıyla
sonuçta acıdır yöneten aşkı.
|