Elmalar ve armutlar karışınca ortaya böyle lezzetsiz bir tad çıkıyor...
Gidin ya da gitmeyin türü bir söylem yok burada; kimsenin başına silah dayamadıkça da pazar günü kahvaltı yapmaya mı, oy sandığına mı gidecek karışılamaz.
Ortadaki mevzu bu halk oylamasının absürdlüğü; son derece saçma bir ödev için harcanan da para ortadayken, Akp'nin bundan vazgeçmeyerek halkın sırtına yüklediği maliyet.
Bizzat halkın seçtiği vekillerin Cumhurbaşkanı seçmesiyle, bizzat halkın oy kullanarak Cumhurbaşkanı seçmesi arasında nüans yok; varsa da halkın yetki devri gerekmeksizin hakkını kullanması adına zaten olmazsa olmaz bir hak kullanımı var. Böylesi açık-aleni bir durum ortadayken bunu halka "onaylatma" mantığıysa, yukarıda belirttiğim tükürdüğümü yalamam kabadayılılığı, Rte'nin bunu defalarca yaptığını da biliyoruz mevzu iç politikaysa.
Siz neyi savunduğunuzu tam olarak idrak etmiş görünmediniz gözüme; neymiş efendim halk seçmesin eee kim seçsin efenim halkın seçtiği seçsin; ee farkı ne? Halkın seçtiğinin seçtiğine güveniyoruz ama halkın bizzat seçtiğine güvenmiyoruz; neymiş Platon'un "Devlet"indeki filozof önermesi. Ortada filozof da yok, elit bir seçim kadrosu da, ha ütopyalarınızdan ve distopyalarınızdan bahsediyorsanız onun tartışılacağı alan burası değil ki, ben de bu sistemden tiksinenlerdenim, ama burada bu halk oylamasının ne'liğini tartışıyoruz...
Hakikaten neyi savunduğunuzu bir kez daha gözden geçirmenizi diliyorum. Yoksa bu halk oylaması bizzat da hükümete güven tazelemesi gibi mi anlaşılıyor, gidip de kahverengiye mührü basarak ve %20'nin içinde olduğunu gösterme mantığıyla mı "hayır" oyu kullanılacak...? %20'nin başı (bizzat Deniz Baykal) bu halk oyuna gidilmemesini salık veriyor.
Gidilmeme tepkisi şu anlamda manalı bencesi; böyle abuk subuk bir önermeyle karşıma maliyetli bir sandık eyleşi çıkartırsan, ben de senin bundan sonra daha adam akıllı şeyler için beni pazar günü rahatsız etmen için uyarırım...!