Tekil Mesaj gösterimi
  #8 (permalink)  
Alt 18-10-2007, 15:52
possible_outside
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Bilim nasıl ve ne kadar "yardımcı"dır?


Alıntı:
asmara´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
bu olguların bilimsel bir yanı var mı tartışılır.
ama...
bilimin çözemediği olgu yoktur...
bilimin ŞİMDİLİK çözemediği problemler vardır.
bu, yarın çözemeyeceği anlamına gelmez.
BİLİM NASIL VE NE KADAR "YARDIMCI"DIR?
-
Bilim'den yana olan bir insanın Bilim'in sınırları üzerine yazması-

Bir forumdaşın yazısından esinlenerek şunları yazmayı uygun buldum:
Bilim bazı şeylerin cevabını bulamamıştır; ve asla da bulamayabilir. Bilim'in her bulduğu "iyi"dir, diye düşünmemeliyiz. Kayıtsız şartsız bir Bilim desteğine gitmemeliyiz. 1945'de Hiroşima ve Nagazaki'de hidrojen bombaları patlatılmadan çok önce iki büyük fizikçi, Robert Opponheimer ve Albert Einstein atomun parçalanabileceğini olası ki 1939'dan da önce biliyorlardı -ama bu sınırın aşılmasını istemediler, nerede duracaklarını biliyorlardı. (ilk 1939'da Almanya'da bir labaratuar'da Uranyum atomuyla yapılan bir deney, hidrojen bombasına giden sürecin yolunu açmıştır) Bilim'in insanlığa büyük katkılarını yadsıyamam, ama her şeyin Bilim'in ellerinden beklenmesini akılcı bulmuyorum. 1700'lü yılların sonunda Mekanik bilimi ilerleyince şu hayallere rastladık tarihte: Makineler, işgücüne ayrılan zamanı kısaltacak ve insanlar daha az çalışarak daha yüksek verimlilikteki toplumsal üretimden daha çok faydalanacaklardır: Daha çok varsıllık toplumun bütününde ve "daha çok boş zaman". Bu daha çok boş zaman ise insanların çalışma hayatlarından, zorunluluktan kurtulup, insani yaşantılara, dostluğa, aşka, hatta Felsefe'ye ve Sanat'a daha çok zaman ayırabilecekleri anlamına geliyordu. Peki n'oldu? 19. yy' da toplu işçi çıkarımlarına neden oldu makineler; ve bu tarihler işçilerin fabrikalara el koyup makineleri kırmasına giden pek çok isyan ile doludur. 19.yy'ın başlarında toplumsal sefalet arttı. Günümüzde internet var ve: günümüz insanları bilgide, kültürde 19.yy aydınlarından ya da Rönesans kuşağından ya da Antik Yunan'ın filozoflarından, oyun yazarlarından daha mı bilgili, daha mı kültürlü insanlar?.. "Genetik yiyecek"lerin Avrupa'da aldığı tepkileri de düşünebiliriz... Rousseau, İlkel insanların uygar insanlardan genelden daha mutlu ve daha sağlıklı yaşamlar sürdüğünü ileri sürmüştü...

Dahası Bilim'de "mutlak gerçek"ler değil, "kararlı gerçek"ler sunabilir ancak. Galileo'ya kadar Aristoteles'in Fiziği hakimdi ve örneğin, hafif cisimlerin ağır cisimlerden daha yavaş yere düştüğü, yerin çekiminin hafif ve ağır cisimler arasında fark gözettiğine inanılıyordu.

"Galilei'nin tüm cisimlerin kütle çekim alanında eşit hızda düşeceklerini söyleyen muazzam sezgisini anımsayın. (Bu, doğrudan gözleme dayalı olmadığı için bir sezgidir; çünkü, hava direnci nedeniyle tüyler ve kayalar aynı hızda düşemezler! Galilei'nin sezgisi, hava direncinin sıfıra indirilmesi durumunda, tüm cisimlerin birlikte düşeceklerini anlamasıydı.)"

Kralın Yeni Usu, Fiziğin gizemi 2. cilt, Roger Penrose. Tübitak yay. Syf. 68, 5. basım, Kasım 2005.


Dahası da var. Galileo (Galileo Galilei) bu konuda kesin gerçeği bulamamıştı. Çok sevdiği Aristoteles Fiziği'nden yıktığı şeylerden sadece biriydi bu. Ama Galileo-Newton Mekaniği'nde de pek çok şey yıkılacaktı. Bu kez onları çok seven Einstein tarafından... Galileo'nun deneylerinden sonra Newton her cismin Yer tarafından aynı hızda, aynı etkiyle çekildiğini ileri sürdü ve buna inanıldı. Yaşamının olgunluk dönemlerinde Newton her cismin birbirini çektiğini bulup bunu formülleştirdi. Yani yüksekten atılan 5kg'luk da 1kg'luk ağırlık da "yer"e çekimde bulunuyordu. Ama bu da tam gerçek değildi. Günümüz fiziği bu çekim kuvvetinin atom çekirdeğinde yer aldığını buldu. Atom çekirdeğinde bulunan 4 kuvvetten ikisi güçlü ve zayıf çekim kuvvetleri'dir. Diğer ikisinden biri Maxwell'in elektromanyetik kuvveti, biri de Newton'dan kalan kütle çekim kuvvetidir: Ama bu kuvvet Newton zamanlarından, Newton mekaniğinin tüm görkemiyle hüküm sürdüğü, tartışılmadığı zamanlardan kalan ama artık daha çok Einstein'ın genel göreliliği ile açıklanan uzun erimli olmasına karşın güçsüz bir kuvvettir:

"Kütle çekimi 1915'de Einstein tarafından ayrıntılı yapısı bulunan ve bu yapının uzay ve zaman dokusunun eğriliğine bağlı olduğu gösterilen çok temel bir kuvvettir."

Öte yandan eski bilimsel ve kati gerçek konumundan eser kalmamıştır:
"Kütle çekimi kuvveti öylesine zayıftır ki, iki temel parçacık arasındaki karşılıklı kütle çekim kuvvetini deneysel olarak ölçmek belki de hiçbir zaman mümkün olmayacaktır."

Maddenin son yapıtaşları, Gerard 't Hooft. Tübitak yay, 2. Basım, Ekim 2000, syf. 33

Laplace Newton Fiziği'nden etkilenerek deterministik bir Evren tablosu kurmuştu -oysa ortaya çıktı ki, ya "saltık determinizm", ya da Evren'i sadece determinizm ile açıklamak yanlıştı. Bilim Tarihi Laplace'da da mutlak gerçeği bulamaz:

"...uygarlık ilerledikçe, özellikle son 300 yılda yeni birçok yasa ve düzen bulundu. Bu yasaların başarısı, ondokuzuncu yüzyılın başında Laplace'ı bilimsel belirlenirlik ilkesini ortaya atmaya yöneltti, yani evrenin belli bir andaki durumu bilindiğinde, onun evrimini belirleyecek bir yasa takımı olması gerekiyordu...Şimdi biliyoruz ki, Laplace'ın belirlenirlik umutları gerçekleşemez, en aznıdan onun aklından geçtiği biçimiyle. Tanecik mekaniğinin belirsizlik ilkesi, bir parçacığın konumu ve hızı gibi bellli nicelik çiftlerinin aynı anda her ikisinin de kesin doğrulukla saptanamayacağını söylemektedir."
Zamanın Kısa Tarihi -Büyük Patlama'dan Kara Delik'lere- Stephen W. Hawking. Doğan kitapçılık, syf. 180


Bilimsel "gerçek"ler de değişebilir nitelikte olabilir. Tıpkı "kurtarıcı" veya "yaşamımıza kolaylıklar", "hepimize refah ve esenlikler" getirmesi gerekmediği gibi her bilimsel gerçeğin bengi, mutlak gerçeklikler olması da gerekmez -keşke gerekseydi...
Alıntı ile Cevapla