aşk, o soylu ad, çiğ arzunun ayıpörteri mi?
"size sormak ve tartışmak istediğim; siz nasıl bir aşıksınız?" demişsiniz...
Bu sitede(isterseniz site kavramını bu kentte diyeyim ve evreni de dahil edelim) buna samimiyetle yanıt verecek çok az kişi olduğunu düşünüyorum...
Çoklu kişilik bozukluğuyla, çoklu siber bozukluklar ardında bu sualin güme gitmesini istemem açıkçası. Aslında çok derinlikli bir konu açmışsınız, teşekkürler.
güldürünün bir türü olarak bürlesk, aşkın ve bayağı arasındaki beklenmedik bir çarpışmadan alır kaynağını. yüceltilmişi, ideali zedeleyen bir doğa adına reddeden ve doğaüstünü yer seviyesine indiren kinizme yaklaşır. Aşkın lirik ya da metafizik kanatlanmalarını içkinliğe, kaba gerçekliğine sürüklemekte bilgeliğin üstüne yoktur: aşk, "esrimeyi", "sonsuz mutluluğu", "göklerden de yukarılara" kanatlanmayı hedefler, süzülerek uçmak" ister, ama topraktaki halini görür o vakit ve hep süregeldiği gibi, yer seviyesinde gerçekleşir.
soruyorum size bir bürlesk çağında mı yaşıyoruz? bıktırasıya yinelenen o beylik alandamıyız yine; tini bedenle, aşkı az çok ilkel fiziksel arzu ve fazla beklentisi olmayan cinsel gereksinimle karıştırma yanılsamasındamıyız? çiftleşmek, ve sevişmemek? fark nerede? "düş kurma yetisiyle güzelleştirilmiş aşk terimi altında, duygularla hevesler; özellikle de arzular ve gereksinimler, bilinçli duygulanımlar ve bilinçsiz itkiler birbiriyle karıştırılmıyor mu çoğu zaman?
Aşk, o soylu ad, çiğ arzunun ayıpörteri mi?
Tüm bunlara yol açan ise derinde yatan büyük korku mu? farklı bir durumda, fazla bir değeri olmayan varlığa, düşlere dalıp tutkuyla bağlanma ve boyun eğme korkusu? "kadınlar geri döner hemen, üstünüze yapışıp kalır ve sizi mahvederler" der bir filozof... Bir başkası ise aşka karşı olan duygusunu şu esprili deyişiyle anlatır; "ben de tanıştım onla, aşkla, gönüllerin şu efendisyle, ruhumuzun şu ruhuyla; bir öpücükten ve kıçıma yediğim yirmi tekmeden fazlasını vermedi bana!" Bu korkularla ve tutkulu hayal gücünün aşırılıklarını önlemek üzere rastlantısal aşkların sunduğu nobranca fizyoloji ile mi doyuma mı başvuruyoruz daha çok? aşka ve kendinden geçmiş taşkınlığın kıvrandırıcı saçmalıklarına karşı; gerçek hazların kutsanması anlamına gelen "fizyolojik boşalım" la mı savaş açıyoruz?
Burada Freud'un isteriklerle ilgili bir reçetesini anarak eğlenmesini anmadan olmaz; der ki; "toplumda var olduğu biçimiyle aşk, iki fantezinin ve iki üst derinin alışverişidir!"
Bunun karşıtı düşünen biri yoksa eğer, o zaman yine aşkla -her türlü aşk- ilgili başka alanlara bir yolculuğmuz sürebilir?
|