|
Siz "özne" olarak varlığımızı ne kadar merkeze koyduğumuzu sormuşsunuz bir anlamda, yanlış anlamadıysam...
Malebranche'ın; bizim tasavvuftaki ya da doğu felsefelerindeki "ilahî aşk" kavramına yatkınlığını biliyoruz. Biraz da şu "ideal cisimler"le yansımaları olan reel cisimleri Matrixvari anlamak mümkün müdür Wachowski kardeşlerin yeni-nesil tarikatlere kaynaklık eden filmindeki gibi...Peki Spinozadan bahsetmeye yeltenmeyeceğime göre, cıvımıyorum da.
"size sormak ve tartışmak istediğim; siz nasıl bir aşıksınız?" demişsiniz...
Bu sitede(isterseniz site kavramını bu kentte diyeyim ve evreni de dahil edelim) buna samimiyetle yanıt verecek çok az kişi olduğunu düşünüyorum...
Çoklu kişilik bozukluğuyla, çoklu siber bozukluklar ardında bu sualin güme gitmesini istemem açıkçası. Aslında çok derinlikli bir konu açmışsınız, teşekkürler.
Ben kötü bir "aşığım", kendimi merkeze koyduğumdan ya da diğerini merkeze koyduğumda da değil, merkezi umursamadığımdan olsa gerek, serde sergüzeştlik var anlayacağınız.
Ama bu samimi itirafımdan sonra "ötekini" burada konuşmayı daha yerinde buluyorum. Benim dışımdaki "şey"lere olan ilgim, öznem'e ilgimle yakın. Her ne kadar bunun temelinde tanrıinancıvari(tek bir ortak ruhtan, tanrıdan paylandığımız türü inançsal değil yani; Malebranche'ı epistemolojik açıdan eleştiribiliriz de burada) bir etki yatmasa da, bir ortak bilinç, ustan varolduğumuzu düşünecek kadar mistizme kayar bazen usum, ötekinin usunu çözümleyebildiğim ölçüde de kendimi tamamlamış olurum, "kendini tamamlamak", "varoluşsal kaygı" ama ne gam, olmasa keşke, ama var. Ah "merkez" hususunda çeliştim değil mi...!
Konuyu takip edeceğim, sizi ve diğer arkadaşları da dinleyeyim...
|