nasıl bir aşıksınız?
temelde iki türlü aşk vardır, malebranche'a göre; biri iyilik aşkıdır, ötekini de birleşme aşkı olarak adlandırabiliriz. hoyrat* biri, tutku nesnesini birleşme aşkıyla sever, çünkü bu nesneye mutluluğunun nedeni olarak bakarken, kendisinde bir etki bıraksın ve onu mutlu etsin diye onunla birleşmeyi ister. kalbinin devinimi ya da duygulanımları kadar bedeninin devinimleriyle de yaklaşır ona. bir de iyilik aşkıyla sevilenler var. onlar bize iyilik edecek durumda olmadıklarında bile sevilirler.
tam burada aklıma, antoine de saint-exupéry'nin küçük prens'indeki tilki'yle olan diyaloğu geldi. küçük prens bilmediği bir dünyada keşifler yaparken tilkiyle karşılaşır ve oyun oynamak ister. tilki ise oyun oynamak için evcilleştirilmesi gerektiğini ona söyler.küçük prens evcilleşmenin ne anlama geldiğini sorduğunda tilki bunun ona bağlar kurmak anlamına geldiğini söyler ve küçük prens'e kendisini evcilleştirmesi için yalvarmaya başlar. küçük prens ise buna vakti olmadığını çünkü daha çok anlaması gerek şey olduğunu söyler.
tilki:[/B] insan ancak evcilleştirilirse anlar. insanların artık anlamaya zamanları yok. dükkanlardan her istediklerini satın alıyorlar. ama dostluk satılan bir dükkan olmadığı için dostları yok artık. eğer dost istiyorsan beni evcilleştir.
küçük prens: seni evcilleştirmek için ne yapmalıyım?
tilki: çok sabırlı olacaksın. önce uzağa şöyle çimenlerin üstüne oturacaksın. gözümün ucuyla sana bakacağım, ama bir şey söylemeyeceksin. sözler yanlış anlamaların kaynağıdır. her gün biraz daha yakınıma oturacaksın...
malebranche'a geri dönecek olursak o iyilik aşkının aslında karşımızdaki kişide tanrıya ulaşmanın - mevlana gibi - süreçlerini bizde yaşattığını, bu şekilde sevilen kişilerin mutluluğumuzla bağlantılı bir tür kusursuzluklarını algıladığımızı ve ona saygı duyarak iyilik aşkını yaşadığımızı söylüyor.
size sormak ve tartışmak istediğim; siz nasıl bir aşıksınız? sevme ve sevgi süreçlerini yaşama biçiminiz nasıl? diyelim ki bir karşı cinse karşı çekim duydunuz ve tanıştınız. tilki gibi sabırlı mısınız? hemen kendinizi çokça anlatıyor fakat karşınızdakinin lafını farkında olmadan sık sık kesebiliyormusunuz? anlamaya ve tanımaya çalışmaktan çok, ben işte böyle biriyim, bakalım beni mutlu edebilecekmisin tavrıyla mı yaklaşıyorsunuz? hemen ilişkiyi ilerleterek, farkında olmadan tükenme safhasına getiriyormusunuz? ya da tam tersi mi? ikinci sorum da karşılaştıklarınızın yaklaşımıyla ilgili...onlar nasıllar? arada bir benzerlik mi zıtlık mı var? merak ediyorum!
* inceliği olmayan, kaba saba davranan, tavırlarında nezaket görülmeyen insan; descartes ruhun tutkuları'nın 82. maddesinde aynı sözcüğü bir kadına "tecavüz" etmek isteyen" adam anlamında kullanmıştır.
|