|
Konuya uzun uzun tekrar döneceğim.
Ama Nb'nin de sorularına (gecikmiş) yanıtımı vereyim.
İçinde yaşadığımız çarkın dişlilerinden biri olarak tek insan varoluşuna kaygıyla yaklaşmam "geçici bir ruh hali" değildir Nb. İnsan olma bilincini varsaması olarak farkındalığın ve nihayet "varoluşun"; özü, derunu ve olanakları açısından düşünmeye iten gücü son derece "acı"ya mehilli görüyorum. Öyle bir nizam içinde doğup, büyüyük, ölüyüroz ki, bu "sorgulama" sürecinin mutluluk getireceğine inancım yoktur benim, olsa olsa dara sokarız kendimizi...
Bir şiirimde yıllar evvel not düşmüşüm;
"Bazen anlamsız bakışlarla tavana bakmak da iyidir, yaşamı anlamlı kılmaya yarar; ama tavanda kalmak tehlikelidir..."
İşte bu tavandan "kurtulabilme" umudunu, hemen hemen hiç görmemekteyim ben.
Oysa ki, "tavan"ın hiç farkında olmadan, bu dünyayı böylece yaşayıp tüketmek herhalde yaşamı kolay kılacaktı. Bu düşüncemle de zıt olduğunuzu alasıyla biliyorum, varoluşun bir düşün serüveni ve mutluluk kaynağı olduğunu söyleyeceksiniz, aksi olsaydı mutlu olamayacağınızı. ("Mutluluk" burada tam olarak kullanmak istediğim bir kavram değildir...)
Üstelik böylesine "bilinçsizce bir ölümü" sürü ya da kitle kavramıyla da örtüşrüteceğinizi tahmin ediyorum; buradaki sürü tahmin edildiği üzre bilinçsiz, kültürden ırak, bilgisiz, akil olmayan değildir, aksine de "çağdaş" insandır.
Felsefe yapma etkinliği de bu anlamda bu "akıl erdirme"den sonra zorunlu oluyor.
İşte yukarıdaki "dönemeçler"lerden kastım, tam da bu "uyanma-idrak" başlangıcıydı...
Varoluş bir "imkan" mıdır...?
Yorgun usumdan dökülenler...
Filmlerle döneceğim...
|