Kadınların Dinleri ve Akılları Eksiktir
Fiziki farklılıkları nedeniyle kadınlarla erkeklerin asla eşit olamayacağını ileri sürenler, daha güçlü kişilerin yanında kendilerinin ikinci sınıf vatandaşlar olduklarını da dile getirmiyorlarsa, bir çelişkiye düşüyorlar, demektir. Her gücü yeten bir başkasını ezmeye kalkışacağı için, bu düşünce, çapulcularla barbarları (Aaa! Onlar da kimmiş hele?) övmekten başka bir işe yaramaz. Hem, üstünlük kriteri olarak acaba neyi kullanıyorlar? Çükse bu, en alası zencilerde var. Sırf bu yüzden herifçioğullarının kölesi mi olmalıyız?
Bana göre, hayvanlar ve bitkiler dahil yeryüzündeki bütün canlıların yaşam hakları kutsaldır. Bitkiler ve hayvanların bile insanlarla eşit haklara sahip olması gerektiğini savunan birisi olarak, kadınların birçok yerde aşağılandığına, seks objesi olarak görüldüğüne şahit oldukça üzülüyorum, ancak itiraf edeyim, “herkese şapır şupur, bana yarabbi şükür!” demekle geçen ömrüm boyunca yalanıp yutkunarak kalıplarca sabunu tüketmek zorunda kalmama özellikle kahroluyorum.
Gerçekte öyle olmadığını bildiğimiz halde yalakalık olsun diye hep cennet dediğimiz yurdumuzda, evlenene kadar bakir kalan hiçbir erkek yoktur; varsa da ibneliğindendir. İstisnasız her erkek, evlenmeden önce defalarca milli olarak rakip kalelere gol yağdırmasına rağmen, bazı dallamalar evlenecekleri kızın bakire olmasını şart koşuyorlar. Ulan ketenpereci seni! Sen bakire misin de eşinin bakire olması gerekiyor? Gerdek gecesinde kız olmadıkları anlaşılanlarla çapkınlık yapan kadınlara (erkek yapınca çapkın, kadın yapınca orospu mu olacaktı?) yapılan töre infazlarını öğrenen insanın uygulanan çifte standarda isyan etmemesi mümkün olamaz. Tabi, küçücük, miniminnacık bir azınlığı yani insanları kastediyorum, herkes üstüne alınmasın!
Kadının aşağılanmasının çeşitli sebepleri olmakla beraber, bunlardan bazıları da dini motiflidir. Ne münasebet mi? Cinsi münasebet, diyerek işi cıvıtırdım, fakat sırası değil, açıklayayım. Binlerce peygamberden en azından birisinin kadın olmamasıyla halifeler ve tarikat liderlerinin hep erkeklerden meydana gelmesini çocukluğumdan beri sorgulamışımdır; ama kıçlarına şişe sokmadığım gibi Filistin askısı da uygulamadığımı hesaplarsak, bu sorgulamayı dikkate almamak gerekir. Hadislerin hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğu konusunda sürekli araştırmalar yapıldığını, gerçekte hepsinin de külliyen uydurma olmasından (bknz. materyalizm) tartışmaların hiç bitmediğini biliyoruz, ancak çok sık duyduklarımızdan örnekler vermek istiyorum:
Kadınlar erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır, onları düzeltmeye çalışmayın. Onlardan eğrilikleriyle yararlanın.
Ey kadınlar! Kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.
Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına, kötü huylarına sabredendir; bu sabır, onların cennete girmesine sebeptir.
Eğer kadın, eşi istekli olduğu halde ona cevap vermezse, cehennemdeki yerini hazırlasın.
Namaz kılanın önünden eşek, kara köpek ve kadın geçerse namazınız bozulur.
İsrafil oğulları olmasaydı et kokmazdı; Havva olmasaydı, kadınlar erkeklere ihanet etmezdi.
Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.
Uğursuzluk üç şeyde vardır: kadında, evde ve atta.
Doğrulukları hadisçiler, fıkıhçılar, tefsirciler ve yorumcular arasında da soru işaretlerine neden olan, masturbasyon yaparken bile yararlı olamayacak bu sözlerin de etkisiyle, kadınların sosyal yaşama katılımı engellenerek, evlerinde çocuklarının bakımıyla uğraşıp, kocalarına kölelik etmeleri bekleniyor. Tanınmış romancılarımızdan Peyami Safa’nın “Bir tereddüdün romanı“ kitabında, roman kahramanı “romancının” ağzından çevirmen Vildan ile dile getirdiği düşünceleri de insanın tüylerini ürperten cinstendir.
Bu açıklamalarım sizi tatmin etmediyse, Karaköy’deki Nurgül’e uğrayın, çünkü onun muamelesi muhteşemdir, demeyeceğim, fakat bir film önereceğim: Osama. Kocası iç savaş esnasında Kabil’de Hacivat olmuş, erkek kardeşi Ruslara karşı savaşırken melekleşmiş bir kadının, küçük kızı ve annesiyle bir parça ekmek bulabilmek için ne biçim bir yaşam savaşı sürdüklerini, asıl mesleği imamlığa ilaveten spor olsun diye başbakanlık da yapan Tayyip Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin liderleri önünde diz çöktüğü Talibancıların onlara ve diğer kadınlara nasıl kan kusturduklarını anlatan bu film, İslam ve Kadın gerçeğini, “Şeriat ve Kadın” kitabıyla anlatan İlhan Arsel kadar olmasa bile gayet güzel ele alıyor. İslam’da kadının hukuki yeri, özellikle şahitlik ve miras söz konusu olduğunda zaten yediden yetmişe herkesin malumuyken, bir de bunları öğrenince erkekliğime ve de müslümanlığıma binlerce şükürler olsun ya rab! diyorum. Elbette, içinizden, ya kadın olarak dünyaya gelseydin? diyeceksiniz. Onu da söyleyeyim; o zaman çapkın (fakir yapınca orospu, zengin yapınca sosyete ya da çapkın deniyor,) olurdum. Bende hiç enayiye benzer göz var mı? Hudutlarda görev yaptığım günlerden biliyorum; giriş çıkışlar, dünyanın en güzel şeyidir. Ne kadar fazla girer ve de çıkarsanız, o kadar zevk alırsınız; tabi ki mayına basmamak kaydıyla…
Ülke ekonomisine katkıları tarım ve hayvancılıkla sınırlı olan bazı yörelerimizde, hor görülen kadınlar yılın dört mevsimiyle her ikliminde çalışırlarken, erkeklerin, merkeplerin ve de nonoşların büyük çoğunluğu kahvehanelerde pinekliyorlar. Daha da geri kalmış yörelerimizde, kadının varlığı bile belli olmuyor. Yurdumuzun tamamında, kadınların sosyal faaliyetlere katılımları, hatta sokaklarda istedikleri zaman ve şekilde gezebilmeleri dahi büyük bir baskı altındadır; ancak ne hikmetse bu gerçeği eşek gözlerine kurban olduğum kadınlar göremiyorlar.
Okullarımızda, batılılarda olduğu gibi zeka testleri yapılmıyor. Neden? Çünkü sonuçların nasıl çıkacağını çok iyi biliyorlar. İnanmıyorsanız, yapın, yaptırın, görün. Bu testlerin farklı kültürlere avantaj sağladığını iddia edenler yalan söylüyorlar; çünkü tamamen hesap, kitap ve algılamaya dayalı sorulardan oluşuyor. Lise düzeyindeki gençlere rahatlıkla uygulanabilecek zeka testleri yapılsaydı, herkes kadınların durumunun erkeklerden daha aşağı olmadığını da, kadınları hor görenlerin beyin kapasitelerini de öğrenebilirdi. Ne var ki, Aziz Nesin’e, iddiaları için “dambaraka dumbaraka” yapanların engellemesi yüzünden iq testlerinin hiçbir zaman yapılmayacağına bahse girerim.
Kadın, kocasını aldatınca suç oluyor, fakat aynı işi erkek yapınca “elinin kiri” denilerek normal karşılanıyor; ne normali, övünç meselesi kabul ediliyor. Hangimiz, kızları üçer beşer kafesleyen arkadaşlarımıza gıpta etmemişizdir? Buradan sesleniyorum: Eşleri kendilerini aldatan tüm kadınlar, birleşin! Tabi, beni tercih ederseniz memnun olurum.
Bence erkek, İslam’ın hükümleri gereğince, özellikle Afrika ülkelerinde görüldüğü üzere dört kadınla evlenebiliyorsa, kadın da Tibet’te görüldüğü gibi dört veya daha fazla erkekle evlenebilmelidir. Aslında kadınların dile getirmesi gereken bu görüşlerime en olumsuz tepkiyi gene onların vereceklerini biliyorum. Zaten haklarını aramayı akıl etselerdi, bu hallere düşmezlerdi, desem, şimdi ben de onları akılsızlıkla suçlayarak aşağılamış mı olurum acep?
Bazı ailelerin soyadlarının, bilmemneoğlu şeklinde bitmesi, mesela Ayşe Firavunoğlu gibi, komik durumların ortaya çıkmasına yol açıyor. Oysa Firavunsoy ya da Firavunsoyu şeklinde bir soyadı kullanılsaydı, kadının aşağılanmadığı gayet mantıklı bir isimle tanışabilirdik. Bence, devletin duruma müdahale ederek soyadlarında değişiklik yapması gerekir. Ayrıca “bilim adamı“ yerine “bilim insanı” veya “bilgin” diyerek, kadınları da dikkate almamız gerekiyor, ama bunu düşünen kim?
Teknoloji süper bir hızla ilerlediği için, batıdaki gelişmelerle doğudaki geliş(memeler)i internet sayesinde dakikası dakikasına öğrenebiliyoruz. Dünyanın her tarafındaki insanlarla her an diyaloga ve de rabbime şükürler olsun cinsel ilişkiye girebiliyor, yaşam tarzları hakkında bilgi alabiliyoruz. Batılılarla bizim kadınlarımız arasındaki farkı görmemek için, insanın kör olması gerekir. İbadetlerini dahi topluca yapabilen, bizdeki gibi sadece din adamlarına değil din kadınlarına da sahip olan yabancıları izleyip, olumlu yönlerini kendimize örnek almazsak çağı yakalayamayız. Rabbime şükürler olsun, ibadeti değilse bile toplu seksi biz de yapabiliyoruz. Tecavüz edilen bir bayanın, hayat kadını olmasından bahisle sanığın cezasında indirime gidilebilen ülkemde, kadının da insan olduğunu anlatabilmek o kadar zor ki! Nitekim ben de anlatamadığımdan angutlar gibi yazıyorum.
Kadınların, kendi haklarını aramamalarının çeşitli sebepleri olabilir, ama ben bir tanesinin kayda değer olduğunu düşünüyorum. Bir kişiyi herhangi bir şekilde eleştirdiğinizde, sözlerinizde haklılık payı varsa, karşınızdaki vatandaş delirerek zottirik adama döner. Yok, iddialarınız fasa fisoysa, “zırt tokai!” muhabbetinden fazla ciddiye alınmazsınız. Mesela, kalkıp da, “Ruslar tembeldir,” desek, hemen tüm Rus vatandaşları, emek gücü konusunda dünyanın hayranlığını kazanmış olduklarını bildiklerinden bize şeyleriyle gülerler ve de üstüne, “He gardaşım he, sağdan git, para bulursun,” diyerek bir de maytap geçerler. “Ben Rusları sevmem, hatta nefret ederim,” desek, bu sefer yerlerde yatarak gülmeye başlarlar, çünkü herifçioğulları sevilmeyecek kelleler olmadıklarını da bilirler. Lafı şuraya getirmek istiyorum; kadınlar, erkeklerden aşağı yanlarının olmadığını çok iyi biliyorlar; bu yüzden de hiç gocunmuyorlar. Oysa kakara kikiri dedikodularıyla uğraşmak yerine haklarını arasalar, ne iyi olurdu! Kendi derdimize derman bulamazken, kalkıp kadınların avukatlığını da biz erkekler yapıyorsak, bu dünyanın sibobuna hava basmanın zamanı gelmiş demektir.

Her alçağın son sığınağı vatanseverliktir. (Bernard Shaw)
|