Herkesin farkındalık kavşakları başka başka olacak elbette...
Varlık ile varoluş arasındaki farkı bilmeyenler de olacaktır...
Bir bitki gibi bile yaşamaktan bihaberler...
Bir arkadaşımdan yadigar "yüzleşme şaşkınlıkları"nı merak etmiştim oysa ben; ne bir "gençlik/ergen bunalımı" kıvamında ne de "süreç" olarak değildi merakımın meramı...
'Hayat içi içe açılan kapılar' diyordu sanki İlhan İrem bir şarkısında, bir kapıdan geçtiğimizde de bir daha eski bildiklerimizle geri dönme şansımız pek olmuyor, yaşam artık değişmiş oluyor ve bu hakikati değiştirmek pek mümkün değil!
Varoluş ve farkındalık sorunsalıyla yoğrulanları, gündelik zevkleri yakalama peşinde kıvranan yığınlar "şımarık", "aciz" ya da "melankolik haz hastalıklı" olarak görme bakışımsızlıklarına hep gülüyorum...
Hemingway'in, London'nın intiharları sadece aristokrat hastalığıyı olabilir mi?
Seksen iki yaşında yağmurlu bir günde kendini tren istasyonuna atan Tolstoy, varolmanın ve ölümün birbirini sindirdiği çıkmazda, basit bir bunalımdan mı harap olmuştu?
"Delilik de, bilgelik de bir!
Bilge aydınlığa koşarken, deli karanlığa koşuyor, oysa ikisinin de vardığı yer bir, bu tiksinti verici, tüm dünyada ıstırap ve acı içinde bilgelik elde ediliyor ama aciz bedenlerimiz hep aynı yere konuyor!"
Bu notu aylar evvel düşmüşüm defterime...Bilgelik ve deliliği daha somut bir hale sokarak, bilmekten-farkındalıktan hep nefret ettiğimi anımsıyorum...
Bu kez Dekaloglar ve Cahil Periler...
Bu iki filmden bir bilmecem olacak.
Devam edecek...
