|
"Bildiğim birşeyi bilmekten vazgeçemem" Tolstoy
Akılla ilişkisi yüzeysel/iğreti olmayan her aklı başındaki insan, bundan başka ne diyebilir ki:
Bildiğim bir şeyi bilmekten vazgeçemem…
Tanrı vardır veya yoktur(!) ama ben varım ve farkındayım üstelik varoluşumun…
Yaşayıpkalmam da iyidir; en mutsuz yaşam bile yeğlenirdir bence, hiçliğe karşı.
Şu kıssa’yı hiç anlayabilmiş değilim yani:
(Kimileri hz. Ebubekir’e, kimileri Pascal’a kaynaklandırarak anlatır)
Tanrı/öbür dünya varmış gibi(!) yaşamını sürdür. Öldüğünde bunlar gerçekse kazanırsın, değilse, kaybedeceğin bir şey yok zaten.
Bu, ikili bir kumardan başka ne olabilir, aman Allah’ım!
Oyunculardan hangisi kazanırsa kazansın, ben kaybetmeyecek tarafta oluyorum bu kıssaya göre…
Bu şimdi, ‘iman’ mı sayılıyor!
“…yaşamlarımızdaki değişimler ve bu değişimleri tetikleyen olaylar-kişiler-zamanlar; yani dönemeçlerimiz... Nelerdir?” (mariya)
Kişinin varoluşunu hissettiği ‘sınır durumlar’ diyeceğim ve açıklamam istenecek bunu.
Isırıkçıları yoksayarak yine Bedia Akarsu ? Çağdaş Felsefe /Jaspers:
Nedir ‘Sınır Durum?’
İnsan (Dasein) her zaman belli bir durumda bulunur. Bir kimsenin kendi içinde bulunduğu durumu bilmemesi olanaklıdır, ama hiçbir durum’da bulunmaması olanaksızdır. Biyolog bir ‘çevre’nin sözünü eder, toplumbilimci ‘toplumsal’ bir durumun, tarihçi ‘tarihsel’ bir durumun sözünü eder. Bir durum aşılmaz bir duvar gibi karşımıza dikildi mi sınır-durum haline gelir. Kendimi ona bağlı bulurum, ona egemen olamam,onu göremem bile, onda kalakalırım ve bu kalakalmada varoluş olmak üzere uyanırım.
İnsanın zorunlu olarak ‘durumlar’ içinde bir varlık oluşu bir sınır-durumdur. İstediğim gibi hareket etmeye çalışabilirim, ama durum’un darlığından hiçbir zaman dışarı çıkamam, ona ’raslantı,’ ‘şans,’ ya da ‘alınyazısı’ desem de. Bu temel sınır-durum yanında dört özel sınır durum daha var jaspers’e göre…
Seni seviyorum varoluş!..

sıyırdı yüzünü dünya / gördüm kimse ben değil
|