Tekil Mesaj gösterimi
  #3 (permalink)  
Alt 04-10-2007, 17:22
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
maria maria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
"İtiraflarım"dan yola çıkarak, farkındalık eşiğinde varlık ve varoluşsal süreçlerde yaşadıklarınızı öğrenmek isterdim...

Biraz Tolstoy'dan bahsedecek olursak; Tolstoy hasta kardeşinin ölümüyle dini sorgulamaya başlar; kardeşi iyi bir dindar, ahlaklı bir bireyken genç yaşta ölmesinin yanında, Hristiyan kilisesindeki papazların ahlak dışı ve savruk yaşamlarına rağmen keyf içinde yaşamaları Tolstoy'u düşünmeye iter, insanların "eşit olmayan bir dünyaya eşit bir ahiret" inancı "safsatasına" inandıklarını düşünmeye başlar Tolstoy, nihayet; ‘Dogmatik Teolojinin Eleştirisi’’, ‘‘O Halde Ne Yapmalıyız?’’ ve ‘‘Tanrı’nın Hükümdarlığı Kendi İçimizdedir’’ adlı makalelerin yayımlanmasından sonra afaroz edilir.
Kurumsal eğitime duyduğu tepkiler yüzünden Hukuk fakültesinden, Tıp fakültesinden atılmıştır...Afaroz edilmesi de onu hiç etkilememiştir. Zaten ağzından çıkan her sözün yazılarak 19 ciltlik bir külliyatı oluşturulan yazarın tanımadığı kilise tarafından din dışı bırakılması da onu üzecek bir olay değildir.

19 yaşında ciddi bir servetin varisi olan Tolstoy, ilerleyen yaşlarında köylüler gibi yaşar, kont ünvanından sıyrılıp,tarlalarda çalışmaya, odun kırmaya, saman savurmaya başlar. Tarih'in bir "kaltak" diye yazdığı karısıyla itilafları da Tolstoy'un bu yoksul yaşam tarzını seçmesiyle başlar.
Oysa bazı tarihçilerin göz ardı ettiği bir nokta da şudur ki, Tolstoy "Savaş ve Barış" , "Anna Karanina" gibi edebiyata altın harflerle geçen birçok baş yapıt niteliğindeki romanını, karısıyla yaşadığı mutlu günlerde üretebilmiş, daha karamsar eserlerini de derin bir bunalıma ve manevi yalnızlığa düştüğü zamanlarda yazmaya başlamıştır.

Onu bu bunalıma iteleyen etken elbetteki suyun yüzeyini görme kolaycılığına kaçanlar için; "kaltak" karısıdır. Oysa İtiraflarım'da da belirttiği üzre,

"Yine inançsızlık batağındaydım. Ama o da beni tatmin etmiyordu. Hayattaki sorulara karşı dindarlara yöneldim. Onlar ne düşünüyordu acaba? Onları hayat karşısında sağlam tutan neydi? Konuştum bir çoğuyla. Ve gözlemledim. Gördüğüm şey, dindar görünen insanların da sanıldığı gibi öte dünyayı merkeze alan yaşamları değil, herkes gibi bu dünyayı merkezlerine aldığı oldu. Onlar da mal biriktirmek, rahat bir yaşam için yaşamlarını sürdürüp gidiyorlardı. İnançsızlar bile, anlamlı bir yaşam sürmek için onlardan daha çok sebep bulabiliyorlardı..."Tolstoy

İnançsız bir yaşamın katlanabilir olmadığında, acı ve mutsuzluk verdiğinde mutabık kalıyor kalmasına Tolstoy ama, yine de inançla yaşamayı da akla uygun bulmuyor:
"Bildiğim birşeyi bilmekten vazgeçemem" Tolstoy

Tolstoy dinlerin olumsuz etkisinden de söz eder kendi penceresinden İtiraflarım'da:
"Hayat hala cehenneme dönmemişse, bu dinler sayesinde değil, bu dinlere rağmen dönmemiştir..." Tolstoy


Onu bu derin hüzne iteleyen nedenleri belki kitabı okuduğumuzda daha iyi anlayabileceğiz ama benim merakım, yaşamlarımızdaki değişimler ve bu değişimleri tetikleyen olaylar-kişiler-zamanlar; yani dönemeçlerimiz...

Nelerdir...?
Alıntı ile Cevapla