Tekil Mesaj gösterimi
  #14 (permalink)  
Alt 02-10-2007, 17:43
possible_outside
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Bir tür "öznel" idealizm gibi

Sartre'ye göre tüm nesnelerin (bizim dışımızdaki "şeyler"in) etrafında bir tam dönüş, belki bir üç yüz altmış derecelik bir hareket, her görüngü dizesinden algılamamızın toplamı, gerçek öz olamayacağı için varlığı önceliyordu; töz'ü görmekse neredeyse mümkün değil... Varlık ve hiçlik'te nesnelerin asıl varlıklarını göremeyen bilincin asıl olduğu şey/nesnenin kendisi dışında 'kendisi için' anlamlı olan, öznenin anlamlandırdığı/anlam ürettiği şeyleri görerek "kendinde şey"leri, özün varlıktan sonralığını savunmasına dayanaktır Sartre'nin ve bu çıkarımdan da "hiçleştiriyordu" bilinci...

Sanrım, Merlau-Ponty'ye ait, bir küp örneği vardı: Küpün tümünü birden göremeyiz. Evet, elbette. Ama her "görüngü dizesinden algılamamızın" toplamda özü vermeyeceğini belirtmişsiniz. Böyle bakılırsa elbette: Yani görüngüleri algılıyor ve hepsini birleştiriyorsak yaptığımız toplam öz'ü vermekten çok bilinç sahibinin bilincini verecektir. İzin verin de bunu böyle anlayan bilincin kendisinin hayvani bir doğasını, ait olduğu toplumun, sınıfın... (vb. gibi bir özel toplumsal koşul/koşullar) tüm bu toplumsallıkların doğasını hiçe sayarak sanki bilincinde tümüyle özgür, tümüyle Varlığa soyut ve öteden bakan konumda gördüğünü söyleyeyim. Bakış soyut ve her türlü iç-ten uzak tutmaya gizlice çalışılırken, bakışın nesnesi de özü, kendi özünün nesnelliğini vermekten aciz: Görüngülerde içerilen taş ise taş ona fiziksel yapısının nesnelliğini sunamıyor, matematik denklemi ise o da bunu yapamıyor, bir libido ise o da değil. Filozofumuzun soyut bakışı hiçbir somut içerik taşımak istemiyor -özgürlüğünü böyle kazanacağını düşünüyor, diyebilirim. Burada olumlu içerik, aslında felsefecilere yakışan biçimde bilincin değeri, düşüncenin değeri üzerine içerilen gizil vurgu, bu özgür hissettirir, giderek insani bir varoluşun içinde olan bir bilinç olarak düşündürür özneye kendisini -ama bu konuda tek olumlu içerik bu.

Kahramanlarından birinin elini bıçakla delmesi de bu "keyfi özgürlüğü"...(Bu pasajı özellikle daktilo edip eklemek isterim sonradan, dediğimi çok anlaşılır kılacaktır, şıktır...)

Bulantının kahramanın taş örneğini verdiniz, parkta oturduğu zaman ağaç köküne ilişen kahraman'ın durumunu da anımsayalım. Kökü yalnızca bulunduğu perspektiften algılayan kahramanın ötekileşmesi ve biganeliği...

Burada hatırladığım Sartre kahramanı "varoluşu önceleri sadece boş bir biçim olarak bulurdum" diye düşündüğünü ve yaşadığı gözlemden bilince giden bir garip yolu öznel bilinci ona "şeylerin varoluşması"nı asıl alması gerektiğini öğretiyor. Klasik batı metafiziği Varlık'ı kategori, varolmakta olmayı ise mantıksal veya zamansal süreç olarak alır -yani köklü bir kopuş var bu bağlamda. Ben kahramanın ilk konumunda kalmasını isterdim, kendi düşüncelerime uygun olarak.

Özgürlüğe canlılık kazandırmak son derece güçtür, bu "bahane"yle, bilinç-dışılığa son derece sıkı sıkıya yapışan insanı "kötü niyetli" bulur Sartre...
Tekrar Freud'un bilinç-dışılığına dönersek; farkında olmadığımız zihnî süreci (çocukluk ve bebeklik yaşları) Sartre bir nevi kötü niyet olarak adleder demiştim; kötü niyet kişinin kendini kandırmasıdır. Biz eylemlerimizi ya da niyetlerimizi bilinç-dışı olarak nitelendirip, kötü niyetin hizmetine sunabilir ve sorumluluktan kaçabiliriz; nasıl bir örnek versem tam da burada:
Bir "oğlancı" olduğunu reddeden, homoseksüellerin naturasını yok sayan bir "eş cinselin" kendi kötü niyetini anlaşılır olmasını dahi yine kötü niyetlice bekleyen Daniel; "cinsi sapık olmaktan" utanır ama aynı zamanda arkadaşının bunu anlamasını da bencilce bekler...
"Bu halini olduğu gibi kabul etmen daha uygun olur" diyen Mathieu'ya;
Bilinçdışılığı öylesine yaptığına kılıftır ki, kendisini anlamadığını söyler, diş biler (kendisi gibi heteroseksüel olamadığı için ve durumunu kabullenecek gücü karşı tarafa yansıtmanın kolaycılığıyla) arkadaşının sevgilisine evlenme teklif eder; üstelik sevgilisi "can" arkadaşından hamile ve yardıma ihtiyacı varken...
Keza Mathieu de aynı kötü niyet içerisindedir, hamile bıraktığı velakin evlenmek istemediği -parası olmadığı için de aldıramadığı- kadının sorumluluğundan kaçmış olacaktır.
Karşılıklı olarak özgürlük adına, sorumluluklarından kaçmaktadırlar ikisi de. Biri bir homoseksüel olma sorumluluğundan (utancını yenmek) biri de yıllarca yattığı bir kadını hamile bırakıp ona sahip çıkma sorumluluğundan...Oysa Sartre'ye göre önceliklidir "özgürlüğümüzün tutsağı" olmamız...


Burada örtük bir hristiyan ahlak kültüründen gelen (tıpkı "özgür irade" gibi) aslında şeylerin ardındaki kötü niyeti bulma kötü niyeti var. Bunu göstermeye çalışacağım. Ama önce Freud'u savunayım -bu bağlamda ne kadar yapılabilirse. Bir kaç psikolojik tahlil yapıp kişiler için dürüstçe olan belirlendikten sonra psikanaliz mahkum edilemez. Freud, erken döneminde Bleuer'le yaptığı ilk dönem çalışmalarında bir vaka incelemesinin üzerinde bıraktığı etkiden bahseder. Psikolojik nedenlerle kendini felç sanan bir kadın hipnoz anında kalkıp yürüyebiliyordur -bu elbet bilinç-dışının varoluşuna götürür. Herhalde kadın da kendine yalan söylediği için yürümüyor değildir. Ayrıca bir içgüdü, cinsellik doğuştan vardır ama erişkinlerin sex yetsine sahip değildir. Bu onun içinde zaman içinde büyüyen, açılım kazanan bir tohumdur ve örneğin Oidipus komplexi veya penis hasedi evrenseldir. Malinowski örneğin, Avustralya yerlileri üzerinde yaptığı incelemede grup halinde yaşayan kabilelerde çocuğun babasının değil, annesinin erkek kardeşinin çocuğun eğitiminden sorumlu olduğunun, onun çocuğun eğitiminde etkin olduğunu ileri sürer: Ve sadece erkek çocuk için baba figürün dayı figürü ile yerdeğiştirdiğinden... Şu öz-eleştiri oyunun da sizin Sartre'da ileri sürdüğünüz yalancı bilinçle eş-değer, belki daha da yalancı olduğundan dem vuralım şimdianiel ve Mathieu korkularından dolayı kendilerine karşı dürüst değildirler. Neden mazaretleri yoksa? Eğer yaşam koşulları, eğer "ben böyle yaparsam başkaları nasıl davranabilir" türünden korkular içinde yaşamayacağı zeminler olsaydı belki böyle kendilerine acı vermeyeceklerdi. Acı, diye bağladım; zira kendilerine karşı yalancılıkları içinde hiçbir çelişki barındırmayan bir iç-güdüsel öz-sakınım değil. Yine benciller, yine kendilerini korumadalar şüphesiz ama bir çatışma-çatışma durumunu da yaşıyorlar: Haklı mazaretleri var. Ama Sartre'ın bir yerlerde dediği gibi "koşul her zaman varolacaktır" şu ya da bu koşula sığınarak kendinden kaçmak iş değil öyleyse, gerçek yaşamazlıklara düşmek de diyebiliriz -yarı soyut/yarı şiirsel bir dille. Bu iki tikel örnekten yola çıkarak psikanalistin de kendilerine bahanler üretebileceği... elbette bu olası. Bu olasılıktan bir bilimin hiçliğine geçiş ise saçma.

Jacques, ağabey, burjuva tüccar ve bencesi de romandaki en yalın en özgür en samimi karekter...İşgale karşı Jacques Cezayir'e gider...
Mathieu yalnızca tüm entelektüel uğraşlarının, felsefi donanımının, 'görkemli ve zahmetli yaşamı'nın basit bir muhalif olma hazzı için olduğunu farkedemez bile...Yine Sartre'nin "biz" olamayan "ben"i ne denli eleştirdiğini çıkarsamak olası...


Bu'dur! Ben de Jacques diye tahmin etmiştim, dramayı o verirden çok özelde Hristiyan kültürün ahlakına genelde zayıf insanın ahlakına şöyle bir özeleştiri uygun düşer çünkü: Olayların ardındaki, küçük-insani durumların, ilkelerin değil ama olayların ardındaki kötü insani bilinci yakalamak: Bende olduğu gibi başkalarında da; ve iç geçirmek önce insanların aslında ne kadar kötü olduğunu görerek, sonra her insanı eşitleyip zayıf bir bilince taşıdıktan sonra gerçeği bir ince öz-eleştirilerle görmek... bu neden kötü bilinç değilmiş, bu kötüleme, bu haksız, tek yanlı-soyut kötüleme neden derin bir felsefi açılım olmak zorunda ki bu Hristiyanlıkta, genelde de zayıf olmakta içeriliyordu zaten. Bir kez böyle bir miras almayalım, olur-olmaz yerden karşımıza çıkıverir işte.

Elbette, ben de bütünü alamadım, küp örneğimde olduğu gibi; çünkü Tanrı değilim, mutlak bir öz değilim ama buradan ileri gidip "o halde mutlak öz" yok, veya "insan aklına kapalıdır" özler, ya da sizn vurguladığınız gibi "eğer sadece özler hakkında bilinçler" ortada ise o halde özler "bir bağlamda hiçbir şeylerdir" gibi bilinçler geliştirmeyi ussal bulmam.

Sartre bilirsiniz ki eylem adamıdır da, burada ne Mathieu ne de Jacques'tur Sartre, olsa olsa ikisinin karışımıdır ya da hiçbiridir...
[/QUOTE]
Alıntı ile Cevapla