Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 02-10-2007, 16:56
Cabir Cabir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 20-08-2007
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 85
Standart Bireyi Yüceltmek İçin Devleti Yıpratmak

Bu sözler Genelkurmaybaşkanımza ait. Genelkurmay Başkanımızın PKK Cani terör örgütü ile siyasi iktidarın gereği gibi mücadele etmdiği görüşlerine katılıyorum. Bu sözünde olduğu gibi Atatürk Cumhuriyeti ve laik demokratik sistemle ilgili sözleri tamamen muğlak ve ne olduğu anlaşılmayan,bulanık suda balık avlamak türünden söylenen sözler. Şimdi birlikte bu muğlak sözleri açmaya çalışalım.


Akşam İslamiyetin doğuşuyla ilgili filmde sayısı kırka ulaşan müslümanlar Kabe'ye gitmek istiyorlar,müşrikler onlara engellemeler yapmak için çeşitli yöntemler deniyorlar ve müşriklerin lideri orda yaptığı konuşmada ARAP HALKI BİR BÜTÜNDÜR,MUHAMMED BÖLÜCÜLÜK YAPIYOR,BİZİM BİRLİĞİMİZİ BOZUYOR, ona engel olun, Kabe'ye girmelerine izin vermeyin diyor.

Şimdi aynı türden konuşmaları yapıyor Genelkurmaybaşkanı da. Halkımızı bölmeyelim,Ülke halkı bir bütündür,birliğimizi bozmayalım türünden konuşmalar.

Peki Peygamber taraftarları ne istiyorlardı? İnsanca yaşamak,kimseye köle olmamak,,ülke nimetlerinden adilane yarararlanmak. Can,mal ve namus güvenliği. Kim vadediyordu bunları onlara? Peygamberin getirdiği İslam. Müşriklerin bozulmasını istemedikleri birlik neydi? Üçbeş güçlünün elinde bulunacaktı bütün mallar, diğer insanlar onların elinde alınıp satılan mal olacaktı.

Kim koymuştu bu tür bir yaşama ait kanunları? Mekkenin güçlüleri. İşte bu adaletsiz ve zulme dayalı hayat tarzına karşı çıkıyorlardı,insanca yaşamaya ait haklarını arayanlar oluyordu,bölücü ve bozguncu. Onlara insanca yaşam vadediyordu yeni din. Bu insanca yaşamak isteyenler yıpratıyordu zulme dayalı müşrik devletini.

Şimdi Türkiyede Atatürk'ün kurduğu laik devletle ne benzerliği var müşrik devletinin? Tıpkı laik devlette de yaşama ait kanunları kendimiz yapacağız,yaşamla ilgili kanunları kesinlikle dinden almayacağız. İşte bunun sonucu manzara ortada. Varı yoğu hortumlanan 2.5 milyon zede,30 milyon aç ve yoksul. Ve ülke nimetlerini tekeline alan bir avuç zengin.


Benim anlayamadığım şu. Ne devlet halkı yıpratsın,ne de halk devleti. Herkesin hak ve görevini doğrusu nerde ise(ki İslamda) alalım,ondan sonra vatandaş devlete zarar verdiyse onu tazmin etsin,devlet vatandaşa bir zarar verdiyse o da onu tazmin etsin. İki tarafa da kıyak çekilmesin ve zulüm yapılmasın. Vatandaş zarar verdiği zaman,vatandaşı yüceltmek için affedelim veya vatandaşa zulüm yapıldığı zaman da devleti yıpratmamak için onu da görmeyiverelim demek yanlıştır.

Vatandaşı yüceltmekte benim anladığım hakkının bir kısmı verilmemiş kendisine,verilmeyen kısımdan bir kaçını verelim denmek isteniyor. Bırakalım vatandaşa dilenci sadakası gibi hakkını parça parça vermeyi,tamamını verelim,ne kimse kimseyi bir kaç hakkını vererek yüceltsin,ne de verilmeyen hakkını almak için vatandaş devletini yıpratmak zorunda kalsın.


İşin aslı hepimiz bize verilen ömür kadar dünyada yaşayıp,vademiz gelince ahirete ölümle geçmek zorunda olan fanileriz. Bu ülkenin toprağını sırtına sarıp ta öbür tarafa götüren var mı? İnsan ölürken dünyada sahip oldukları ona,SANA GÜLE GÜLE,ben seninle gelemem demiyo rmu ölen herkese. Bu bağlamda insanca yaşama haklarını isteyenler ne bölücüdür ne de bozgouncudur. Onlar sadece kendilerine verilmeyen insanca yaşama haklarını istiyorlar. Vatan dediğin nedir ki? Allahın yarattığı yeryüzünün herhangi bir parçasıdır. Ordaki devlet de bu toprak parçası üzerinde yaşayan halkın insanca yaşamak gayesiyle teşkilatlanmış şeklidir. Bu düzendeki devleti ve yaşadıkları toprakları, bu düzeni yıkmak için diğer insanlar tarafından yapılan saldırılara karşı vatanı savunmaktır vatan savunması. Yoksa şu ülkemizde nice devletler kuruldu ve yıkıldı. Nice mücadeleler oldu haklarını almak veya haklarını vermemek için direnen devletlerle halkları arasında. Ne halkları bir yere gitti ne de toprakları. Sadece zülüm yönetimi gitti ,adalet yönetimi geldi veya adalet yönetimi gitti zulüm yönetimi geldi. Gidenler ne insanlar ne de toprak. Gidenler ve gelenler sadece adalet ve zülüm yönetimleri(devletleri)

Nitekim Allahın bir emri mi var benim tarattığım bir toprak parçasına başka hiç kimseyi sokmamak için ölün diye. Onun emri yaşadığını topraklarda kardeşane adşl bir şekilde yaşayın,verdiğim nimetler için bu nimetleri veren olarak ŞUNA BUNA değil sadece bana şükredin,eğer bu kardeşane düzeninizi bozmak isteyen iç vedış zalimler olursa düzeninizi ve vatanınızı onlara karşı savuunun. Eğer buna güç yetiremezseni Allahın adalete dayalı hayat tarzını yaşamak için Allahın yeryüzü geniş değil mi? Gidin başka yerde ayaşayın o adil hayatı. Burda esas hedef adalete dayalı yaşamı kurmak. Yeryüzünün neresinde olursa olsun.

Bu toprakların müslümanlar tarafından fethedildiğinde bile- ki fethedilme gerekçesi zulümü kaldırıp adaleti getirmekti- burada yaşayan insanlar hiç bir yere gitmediler ve yeni gelen devletin idaresini kabul ederek yaşamaya devam ettiler bu topraklarda. İstilalar içinde aynı durum söz konusu.Nitekim Osmanlının fethederek yıllarca idare ettiği Balkan ve diğer ülkelerdeki halklar yerli yerinde değiller mi? Gitmiş olsalardı nereden kuracaklardı Bulgaristanı,Avusturyayı vs.....İstila edilen ülkelerdeki halkların çoğu da istilacıların dinlerine veya taraflarına gönüllü veya gönülsüz geçerek yaşamaya devam ettiler yaşadıkları topraklarda.

Yani demek istediğim ,ne halklar bir yere gider ne de topraklar? Gidip gelen sadece yönetim,sistem ve rejimlerdir. Nitekim Avrupa devletleri dünya savaşı sonrası bir çok islam ülkesini istila ettiler de halkları başka yere mi gittiler? İşte istila edilen topraklarda yine o topraklarda yaşayanlar kurdular Suriyeyi,Irak'ı,İran'ıArabistanı,Libyayı,Cezayir'i .vs...Tabi istilacıların rejimini kabul etmeyenlerden kısmi sürülmeler de oldu. Ama genel olarak bakılırsa durum budur. İstisnalar da kaideyi bozmaz.

Bugün Türkiye'de demokrasi ve laiklik adı altında gasp'a zulme dayalı bir rejim var. Sistemden kaynaklanan bir durum. Nasıl kaynaklanıyor. Allahın adalete dayalı kanunları uygulanmıyor,insanların seçim,demokrasi ve laiklik adı altında zulme dayalı yaptığı kanunlar bu mağduriyet ve yoksulluğu meydana getirmiş. İnsanca yaşamak isteyenler adalete dayalı Allahın kurallarını uygulamaya koyarlar,bu zulüm de böylece kendiliğinden sona erer. Yani zulüm rejimini kaldırır,hak rejimini getirirler. Bunu yapmakla da vatan da hiç bir yere gitmez insanlar da. Sadece giden zulüm rejimi olur. Yapılacak olan sadece anayasadaki zulme dayalı kanunları kaldırıp,adalete dayalı kanunları islamdan alarak uygulamak. Tek kayıp bu zülüm düzeninin devam etmesini isteyenlerle istemeyenlerin mücadelesindeki mal ve can kaybıdır.Nitekim aynı kayıplar şimdi olmuyor mu? İşte mal kaybı? Hortumlanan 70 katrilyon halkın parası. Can kaybı olmuyor mu? İşte çoluk çocuğuyla 20 milyon ZEDE,30 milyon aç,yoksul,fakir ve bu nedenle intihar eden açlıktan ölen binlerce mağdur.

Zaten müşrikler de put dininden, istedikleri kanunları kendi istedikleri gibi
yapabildikleri için vazgeçmiyorlardı. Onların karşı çıktığı hayata ait tüm kanunları Allahın yapacak olmasıydı. Yani hayata ait kanunları yapma yetkisi ellerinden alınıyordu Allah tarafından islamda.

Şimdi Genelkurmaybaşkanının savunduğu rejim ne? Bütün bu vahametlere neden olan halkın kendi kanunlarını kendisinin yapmasına dayalı,Atatürk'ün kurmuş olduğu demıkratik laik sistem. Karşı olduğu ne? Adil yaşamayı vaadeden tüm kurallarını İslamdan alan devlet rejimi? Yani islam devleti sistemi. Artık gerisini de ben söylemeyeyim. Selamlar.

Konu Cabir tarafından (02-10-2007 Saat 17:24 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla