Toplumsal hayatın idaresinde aklın/bilimin hakimiyeti bozguna uğratılmışken, hangi demokrasiden söz etmek olasıdır?
1923-39 dönemi sonrası, güneş tutulmasına maruz kalan hangi halkın demokratik haklarının geçerliliğinden söz edilebilir?
Çoğunluğun tiranlığının böylesine nufus ettiği yönetimde, din ve bilimin eş-ardıllığından söz edebilmek, hangi "demokratlığa" sığmaktadır? Hangi algı düzeyindeyiz ki, bilim ve akılcılıktan uzaklaşmışken, bir de "demokrasi" adı altında her şeyi hazmetmeye koşullandırılan; köy enstütülerinin kapatıldığı, bilim kurullarının sürekli hırpalandığı, üniversitelerin darbe üzerine darbe yediği, cumhuriyetin gençliğinin sindirildiği, göz dağı verildiği, idam edildiği, bilimden bilgiden ülke meselelerinden ıraklaştırıldığı, bilimselliğin yabancı dil sınavıyla ölçütlendirildiği ve nihayet birey olma hakları engellediği hangi "demokrasiden" söz ediliyor ki?
Aklı/bilimi ülkenin tüm kılcallarına kadar hakim kılmalıyız ki, din'i alternatif bir bilgi kaynağı halinde değerlendirecek usa/yetiye ulaşalım...
Yoksa demokrasi, insan hakları ve bilim kisvesinde "din tiranlığı"na geçiş "kanlı mı, kansız mı" olacak, beraber izleyip görürüz...
Haklısınız nb. bize ancak bu gidişle talk pudrası yaraşır!
