Ele Verir Talkını!
İlginç. Feyerabend düşüncesinin eleştirilmesinden nasıl varmış ki arkadaşımız, ‘demokrasi düşüncesinin sindirilemediği’ kanısına? Günümüzde dünya üzerinde var olan gerçek demokrasilerin ‘akıl-bilim’ ile ne türden bir uyuşmazlığı vardır ki? Dünyamız bugün bulunduğu uygarlık-teknolojik gelişmişlik düzeyine bilimi kullanarak varmadı mı? Teknolojinin olumsuz sonuçları da yok mudur, vardır. Ama bunlar bilimden ziyade siyasetin konuları olmaktadır kanımca. Çünkü bilim ne atom bombasının üretilmesine mecbur kılmıştır insanoğlunu ve ne de kapitalis-emperyalist sistemi tek seçenek olarak dayatmıştır… Türkiye’de demokrasiye açılan yolun daha başında dememiş midir, Mustafa Kemal “ Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir.” (1924) Şimdi bu açık seçik doğru olan saptamanın karşısına teolojik-metafizik kafa karıştırıcılar çıkacak ve sistemin öngördüğü çoğunluğu şu ya da bu biçimde gerçekleştirmiş olanlar, söylem ve eylemlerinde açığa dökülen akıl-bilim karşıtlıklarını demokrasi olarak yutturacaklar bizlere. Demokrasi din istismarcılığı bilmez, üç kâğıt bilmez, takiye hiç bilmez. Akıldır, bilimdir onun rehberi. Aklın-bilimin karşıtları demokrasiyi istismar ederek bir süreliğine ‘kazanmış’ görünseler de, kalıcı olamayacaklardır, ne söylem ne de eylem olarak; çünkü gaflet, cehalet ve delalet içindedirler.
Feyerabend mi?
Elin oğlu yemiş salkımı bize düşmüş talkını!

sıyırdı yüzünü dünya / gördüm kimse ben değil
|