Tekil Mesaj gösterimi
  #96 (permalink)  
Alt 21-09-2007, 13:46
possible_outside
Guest
 
Mesajlar: n/a
Standart Bir daha bir daha bir daha...

Yukarıda tartışılan "içimizdeki hayvan" değildi ama Sevgili Possible_outside...
Lilith ile tartıştığınız şeyin içi, içinizdeki hayvanın cinsel seçiminizi ne kadar ve nasıl belirlediğiydi. Bir daha bakın.

"Genel geçer belirleyiciler", akıl dışı mı ortaya çıkıyor?
Ama bunun yanıtını içeriyor ya yazım... Hayvanda rasyonellik vardır; ama üstünkörüdür, gelişmemiştir ve bizde "düşünen hayvan"ız. Ama bu konuda genel-geçer belirleyici hayvani tarafımız, iç-güdülerimiz (ya da sizin ve genelde seçilen tanımla iç-dürtülerimiz) Peki nasıl belirler davranışımımızı, seçimlerimizi (bayağı da örnek vermiştim oysa):Neden çocuklar ve yaşlı insanlar sizin ve insan doğasının (bir bozukluk olma, sapıklık durumları hariç) "tercih"i değildir? Çok şişman olan insanlar ve çok zayıf olanlar neden "tercih" edilmezler? Neden gençlik bir "tercih" nedenidir? Neden göğüsleri çok küçük bir kadın, veya kısa boylu bir erkek... neden bunların hiçbiri güzel, veya yakışıklı değildir? Öyle ya cinselliğiniz içgüdüye değil de akli güdülerinize göre belirleniyorsa? içgüdünün fizyolojik olduğunu biliyoruz, yani psişik-ruhsal-düşünce işi değildir.Bravo! Tam ortadan ikiye ayırmışsınız; öyle ki fizyolojik içgüdüleriniz psişik fonksiyonlarınızı belirleyemiyor, orada ortaya çıkamıyor, oysa yukarıda verdiğim güzellik-yakışıklık anlayışlarımızın belirleyicilerine bakarsanız hiç de sizin psişik-akli fonksiyonlarınızın değil; tersine genel geçer belirleyicinin, içgüdülerinizin psişik fonksiyonlarınızı belirlemesi olduğunu göreceksiniz. Bir daha veriyorum.

Türün, genlerinizin devamı için içgüdüleriniz, belirli bir yaş aralığından örneğin 20-40 gibi bir yaş aralığından güzelini-yakışıklısını bulur. Burada güzel-yakışıklı da ne çok şişman, ne çok zayıf olur! Ne çok uzun boylu, ne bir 'cüce' olur! Kaçmaya çalıştığınız gerçek için biraz gözlerinizi açıp insanların güzellik kavramını neyin belirlediğini bir görmeye çalışsanız... Neden 20-40 gibi bir yaş aralığı verdim? (Bu bir örnektir tabii) Çünkü hem erkek, hem de kadın içgüdüsel olarak bir çocuğun en sağlıklı nasıl doğabileceğine yönlendirilirler -yüksek psişik bir varlık değil de bir makine gibi. Buna göre yaşlılar ve çocuklar genellikle 'tercih' edilmezler. İçimizdeki o korktuğunuz hayvan en sağlıklı sperm hücresini, en sağlıklı yumurta hücresini gayet iyi bilecek kadar aklidir. Hatta burada "gayet iyi bilecek kadar aklidir"i kalın da belirtmişim insaf yani.

Maria: İçgüdü tanımında "duygulardan" söz etmek olası mı?

Ha, ha. Damara basmışım işte. EVET!!! Bu-dur. Duygularımızı belirleyen genel-geçer belirleyici iç-güdülerimiz, ya da sizin deyişinizle iç-dürtülerimizdir. Konuyla ilgili olarak ise cinsel iç-dürtülerimiz (bir daha alıyorum):Burada güzel-yakışıklı da ne çok şişman, ne çok zayıf olur! Ne çok uzun boylu, ne bir 'cüce' olur! Kaçmaya çalıştığınız gerçek için biraz gözlerinizi açıp insanların güzellik kavramını neyin belirlediğini bir görmeye çalışsanız... veya Peki nasıl belirler davranışımımızı, seçimlerimizi (bayağı da örnek vermiştim oysa):[I]Neden çocuklar ve yaşlı insanlar sizin ve insan doğasının (bir bozukluk olma, sapıklık durumları hariç) "tercih"i değildir? Çok şişman olan insanlar ve çok zayıf olanlar neden "tercih" edilmezler? Neden gençlik bir "tercih" nedenidir? Neden göğüsleri çok küçük bir kadın, veya kısa boylu bir erkek... neden bunların hiçbiri güzel, veya yakışıklı değildir?
Eğer size göre, bana göre değişen duygularımız olsaydı, bunlar böyle olmazdı!! Pekala bir nineye aşık olabilirdim.

Maria(buçoklu alıntıyı beceremiyorum, üzgünüm): Özetle yazınızdan anladığım şudur ki, gerçek nesnel dünyanın-dış etmenlerin-geçmiş öğrenilmişliklerin cinsel dürtülerimizi (sizin deyiminizle içgüdülerimizi) bozduğuna/değiştirdiğine dair.
Burada pek çok şey söylenebilir. Öncelikle toplumsal yaşam, hatta tarım toplumu ile başlayan cinsel baskılanmışlık kültürü (kıyasla ilkellerin daha normal cinsel yaşadıklarını kitaplarda gördüm) Bizim doğal (hayvani) cinsel dürtülerimizin doğal belirişlerini saptırıyor. Ve bu kültür modernizmle açığa çıkmasına, artık ne olduğunun bilinmesine karşın, kendi doğal cinselliğimizi tanımamıza ket vuruyor.
süperego da ahlaki boyutu İşte Maria, kabaca mücadelem bununlaydı. Şununla değil:Başkalaşan ve bu seçilimle hayatta kalan türler içindeki insanın -ataları sürüngendi diye- hala hayvan olduğunu iddia etmek mantıksız, başkalaşmayı hepten yok saymak olur, canlı türleri içinde hayvandan ayrılmıştır demek daha olası. "Zira insan yavrusu doğduğunda doğal ortama ayak uydurabilmek için bir tırtıl kadar bile donanıma sahip değildir". Ama doğayı değiştirebilecek -bozacak da diyebiliriz- akıl sahibidir de. Bu başkalaşmayı inkar etmek de pek mantıkî sayılmaz Bunu yazımın neresinden çıkarttığınızı anlamadım.

"Psikanaliz, Genbilim ve Doğal seçilim teorisi"nin isimlerini zikretmek elbetteki yazıya bilimsel bir hava katmak adına çok kurnazca : Bu sizin fesatlığınız. Kurnazlık ya da bilgiçlik taslamak için deil. Tiksinirim böyle şeylerden. Zaten bu bilimlerin adını anmadan da sundukları veriler kullanılabilir.

Toplumsallık kavramını nereye yerleştiriyorum? Diyorum ki, toplumsal baskılara karşı id, kendini çevreye göre uyarlayan kararlı bir yapıdır. Temel amacı cinsel nesne olarak gördüğü herşeyden tatmin sağlamaktır. Ve burada da nihai amaç bir çocuktur. Onun rasyonelliği üstünkörüdür, çok zeki değildir ama gayet aklidir; ve yolunu bulabildiği her ortamda duygularınızı yönetir, yönlendirir. Şu ya da bu toplumsal kültüre göre istediğiniz gibi, seçtiğiniz gibi id'i yönlendiremezsiniz. Daha çok tarihte görülen onun insanı yönlendirmesidir. Bi bilgenin basit aforizması :"İki kötüden daha az zararlı olan seçilir" Eğer id, baskıyla karşılaşmışsa, acısını-travmasını-hüznünü... erteler, kendini ortamın 'gerçek'liğine uyarlar. Bu yaptığı cinsel yatırımın yokolması demek değildir.
Bu gerçek ışığında cinselliğin bu yirmi milyon yıllık birikimden etkilenmeksizin sürdüğünü savunmak olası mı? Öyle olsaydı kurumlar da, ahlakî etkiler de hiç var olmazlardı takdir edersiniz ki, ama varlar işte! Bu değerli bir söz. İnsanların taşları oyması sivriltmesi 2 milyon civarında bir süre devam etmiştir. Örneğin sürüngenlerin geçmişi dinazorlara kadar dayanır. Değişim için bu süreler ille de uzun olacak anlamına gelmiyor.

ahlakî etkiler!! Cinsellik sözkonusu olduğunda biricik ussal ahlaki etki, zora-başvurmamadır. Ama bu dahi, id'in kabul edemeyeceği, her cinsel nesnesinden boynu bükük geri çekilişinde bir travma yaşadığı, bilinç-dışına travmatik bir yatırım yaptığı bir şeydir.

Peki ussal olmayan, ya da yetersiz ussallıktaki ahlaki etkiler... bunlar sınıflı toplumların ideolojik baskılarıdır. Örneğin tarihe bakın: İlkellerin cinsel yaşamlarına ve tarım toplumuyla kamusal üretim araçlarının (sanayi devrimine kadar bir numaralı araç hep topraktı) özelleştirilmesiyle başlayan dönemlere bakın. İlkellerle, tarım toplumları arasında çok değişik cinsel örgütlenişler: Aile gibi kan-bağı hatta ensest gibi. İlkellerin cinsel yaşamları ile tarıma ve kelimenin tam anlamıyla özel mülkiyete geçişle cinsel devrimler yaşadık!! Benim toplumsallaşma ile daha çok anladığım bu yoksa biz modern küçük-burjuvaların bengi bir özgürlükle hayatlarını belirleyebilmesi: Ah, hayır. Ben bunu anlayamıyorum.

Son olarak korku bu işte, bunun üzerine gidilmeli: Evet sizin bahsettiğiniz gibi nesnel dünya olmasaydı insanın 13 yaşında bir çocukla da 73 yaşında bir ihtiyarla da sevişebilirdi, kokması ne kelime, bulduğu kuma devrilirdi misali, hatta türler arası da pek mümkün olurdu bu çiftleşme (Pek terbiyesizleştim) 13 yaşındaki çocuk istemezdi büyük olasılık, veya bir toplumsal düzenleniş yapılırdı... iş mi, ama iş öte yandan öyle korkular var ki ve öyle istekler birikmiş ki içinde, bir hayvan ya zincirlerinden boşanırsa...

Fenasi'ye gelince, O, eğlenmiş!! Eğlendiği bölümleri geçtim
Ama benden şunu alıntılamış: ""Şunu da eklemek isterim ki içgüdülerinin tezahürü olan duygularını ussallaştırma çabasında olan insanları ben, daha çok kendindeki hayvana itaat eden ondan hiç özgürleşememiş insanlar olarak görüyorum." Ve eklemiş: "İşte erkeğin evrensel tanımı" Tebrik etme beni, çünkü eksik Fenasi: Orada kadın da var.

Bu konunun esas noktası ise seks'in bir tabu olarak ortalarda dolaşmakta olduğu ve insanların bu tabuyu yıkmak için hala yeterli çabayı gösterememesidir. Gelecekten umutluyum, günümüz iletişim araçları ve bilinç düzeyinin eskiye nazaran biraz daha bireysel isteklerde artıyor olması uzun vade de bu tabunun da yıkılacağını göstermektedir.
Doğrudur, konu tartışılamayacak kadar bile tabu hala. Gündüz düşlerimiz, cinsel hayaller içeren düşlerimiz vardır ve bunları kimselere anlatamayız. Ama ben gelecekten umutluyum. Kaba bir çizelge vereyim: Uygarlığın başında ilkeller vardı. Ve tarıma geçişte cinsel devrimler yaşandı; şimdi de sanayiye geçişte cinsel devrimler yaşanıyor: sancılar bundan. Şu libido, kendi hikayesini bir tamama erdirecektir herhalde... Yani Fenasi gibi umutlar ve dilekler ile...
Alıntı ile Cevapla