|
Çapan demişken bir başka Kavafis şiiri ve Cevat Çapan çevirisi farkı...
Surlar
Düşünmeden, acımadan, aldırmadan,
Yüksek, kalın duvarlar örmüşler dört yanıma.
Şimdi umarsızlık içinde oturuyorum burada.
Bir düşüncem yok aklımı kemiren bu yazgıdan başka;
Bir sürü işim vardı dışarda görülecek.
Nasıl da anlamadım duvarlar yükseldi de?
Ses soluk işitmedim çalışan işçilerden.
Sezdirmeden kapadılar beni dünyanın dışına.
KAVAFİS
Çeviren : Cevat Çapan
Duvarlar
Düşünmeden, acımadan, utanmadan
kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.
Ve şimdi oturuyorum böyle yoksun her umuttan.
Beynimi kemiriyor bu yazgı, hep bu var aklımda;
oysa yapacak bunca şey vardı dışarda.
Ah, önceden farketmedim örülürken duvarlar.
Ama ne duvarcının gürültüsü, ne başka ses.
Sezdirmeden, beni dünyanın dışında bıraktılar.
KAVAFIS
Çevirenler : Herkül Millas ve Özdemir İnce
Duvarlar
Aldırmadan, acımadan, utanmadan
Kocaman, yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.
İşte oturuyorum umutsuz
Bu yazgı kemiriyor beynimi, başka şey yok aklımda;
Yapacak neler vardı dışarda.
Ah, duvarları örerken nasıl görmedim onları?
Ne sesini duydum örücülerin, ne gürültüsünü.
Çıt çıkarmadan kapamışlar bana dünya kapılarını
KAVAFIS
Çevirenler: Erdal Alova ve Barış Pirhasan
KALELER
Düşünmeden, acımadan, utanmadan
yüksek kaleler kurmuşlar dört yanıma.
Umutsuzluk içinde böyle hep
bir şey düşünmez oldum alınyazımdan başka.
Dışarıda görülecek bir sürü işim vardı
ben nasıl sezmedim kaleler kuruldu da.
Ses seda işitmedim çalışan işçilerden
habersiz kapadılar beni dünyanın dışına.
Constantino KAVAFIS
Çevirenler : Ionna KUÇURADİ ve A.Turan OFLAZOĞLU
Duyumsattıkları:
Kavafis, ilk gençlik yıllarında kimi içe dönük, kimi eşcinsel aşk şiirleriyle ve çoğunlukla yalnızlık temalarıyla belirgin konular işliyor. Daha sonraki yıllarda tarihteki ikinci hatta üçüncü kişileri, yenilgilerini ama asla "yiğitlikten" taviz vermeyen kahramanlıklarını konu alıyor(Bunda elbette ki, İstanbul'daki dingin verimli geçen üç yıllık çalışma dönemi etkilidir)
1882, 19 yaşındayken İstanbul'a geliş hiyakesi de hayli farklı Kavafis'in.
İskenderiye o döneme kadar, kültür, ticaret ve sanatın kesiştiği; Mısır'ın eşsiz bir merkezi haline gelmiştir.
Bir dönem Napolyon Fransasının yıkıp tahrip ettiği surlar, Türkler tarafından onarılıyor, daha sonraları da Mısır'ın Osmanlı egemenliğine geçmesiyle Müslüman halkın ticaret merkezi haline geliyor bu eşsiz kent.
Kavafis, bilindiği üzre İstanbul'ludur, Ermeniler o dönemlerde Osmanlı'nın en sadık tebalarındandır.
Oysa İskenderiye'de bir grup Hristiyan düşmanlığını kışkırtan "Arabi Paşa Ayaklanması'yla (ki İskenderiye'de gözü olan İngilizlerin oyunlarındandır bu da) İngiltere surları topa tutma bahanesini de yakalamış olur.
Kavafis'in 1905'te yayımlanan şiiri gençlik dönemlerinde olduğunu düşündüğüm bu olay üzerine etkilendiği bir örgüdedir. İsyancıları şiirinde "işçiler" olarak adledip, surların içine kapatılan bir İskenderiye'den ve duvarların yükselişinden (ki bu ayrımcı zihniyetlerin kötü emelleridir), İskenderiye'de gözü olan İngilizlere ve şehri yeniden yapılandıran Müslüman Türklere atıfta bulunur bir nebze. Dışarıda bir sürü işi olan Kavafis, İskenderiye dışına çıkmak ve nihayet İstanbul'a gelip, edebi anlamda en verimli dönemlerini geçirmekten söz eder yılgınlıkla dizelere döktüğü "Surlar" şiirinde.
Şiir öyle yalın bir evrensellik dokusuyla kurgulanmış ki,
"Bir düşüncem yok aklımı kemiren bu yazgıdan başka;" mısrası Cevat Çapan'nın enfes çevirisi bu akla zarar "yazgı" kelimesiyle, başlı başına şiiri evrenselliğe kadar yükseltiyor.
Siz hangi çeviriyi daha başarılı buldunuz?
Konu maria tarafından (20-09-2007 Saat 03:23 ) değiştirilmiştir..
|