|
Dostlarım, Platon'dan Hegel'e idealizmin, (nesnel idealizm'de denilir) savı şudur: Kendinde bir Akıl vardır ve bu Akıl, şu bu kültüre, yaşam tarzına, sanıya, düşünceye göreli değildir. Her şeyin gerçeklik ölçütü bu Akıl'dır. Eğer böyle bir Akıl yoksa hiçbir konuda hiç bir gerçeklik ölçütü yoktur. Her şey oluş evreninde akar, yiter. "Platon sürekli olarak halka, kendisinin erdemli sandığı görüşleri savunmuştur ve düşünsel açıdan hiç de namuslu değildir." Bu mümkün gözükmüyor. Onun yaşamı üzerine yazılanlar da onun kişiliği üzerine edineceğimiz bir kitap olarak kendi "Yedinci mektup" kitabı onu gerçekten fikirlerine inanan biri olarak gösteriyor. Kastedilen kitaplarında ortaya farklı yaklaşımlar da getirilebileceği ise Platon pek çok farklı yaklaşımı kitaplarında sergiliyor da. Yine sofist kitabında çok sevdiği Parmenides'e katılmasına karşın sizin de farkettiğiniz gibi Varlık-yokluk sorununda karşıt görüş gibi alınacak Herakleitos'un da haklı olduğunu ve Herakleitos'un daha yüksek bir duruşu olduğunu savunurken de içinden geldiği elit kültürün fikirlerine de karşı düşüyor. Ki genel olarak aralarında en ünlüleri birbirinden çok farklı olan Platon ve Xenephon gibi öğrenciler olan Sokrates'in tüm öğrencileri toplumsal kültürden çok başka düşünen insanlardı. Neden Sokrates'i önce dışarıda bırakan sonra da öldüren Athena'nın soyut ve ancak köle olmayanlar için geçerli özgürlük ve demokrasisi ile günümüzün batı demokrasileri aralarında benzeşim de kurmuyoruz. Sizin Sparta çözümlemenize ek olarak.
Sonuç ona göre Aklın yani evrensel aklın yani idealar aleminde ve bu alemde varolan aklın gerçekliği.
"-Kime göre iyi, bilginin iyi ve kötü olanını kim belirler?" Yanıtın mümkün olduğunu düşünüyor Platon, yanıtı herhalde şu olurdu: Bu oluş evrenin görüngülerinin içi de olarak görülebilecek bengi-değişmez tanrısal akıl.
Şunu da belirtmeliyim ki Platon, pythagorasçılığın doğu felsefesinden gelen reenkarnasyonunu "Phaidon" kitabında akla uygun bulmasına karşın hiçbir dine inanmıyordu. Gizemcilere küçültme amaçlı değnek taşıyıcısı denirdi. O da öyle derdi. Gizemli şeylerin varolduğuna ve ussal çözümlenmesi gerektiğine inanıyordu.
"b-Bilmek iyinin garantisi midir?" İşte en zorlu soru. Hepimiz nedenleri her ne olursa olsun bilincimizin onayladığı düşünceyi edimselleştirir veya edimselleştirmek istiyoruz. platon'da hatta genel olarak idealizm'de biz bir sorunun doğru yanıtını bilirsek bu bilincimizde yer alır ve kötülük yapamayız. İlk bakışta safça gelebilir. Ama kitapları satır satır okursak bana göre iyi bir inceleme bir "gerçekliğin bilgisi iyilik getirir" hiç de öyle kof, saf bir yargı olmadığını gösterebilir. Ben şimdilik "bilerek de kötü ruhlu olunabileceği" gibi bir fikirden yanayım.
Şu, en az ölçüsüzlüktür: Naziler Platon'un kitabından destek bulmuş, bunu biliyorum. Herhalde anlayabildikleri tek yer Platon'un sakat, engelli doğan çocukları tecrit etmek gerektiği gibi ona göre ussal bana göre us-dışı yargısı gibi bir kaç yerdir. Mussolini kendini Hegel'e dayandırırdı diye biliyorum. Platon'da olabilir. Stalin de kendi diktatörlüğüne Marx'ın proleterya diktatörlüğünden destek buluyordu.
Şimdi en önemli sorun şu: Bu tartışılsın isterim. Bir devlet varolacaksa ve bütün insanların özgür istençleri tarafından onaylanmayacaksa varolmayı haketmemişmidir? Ya da örneğin soru şu: Her toplumsal düzen bazı engelleri yasakları getirecekse biz kaos durumunda yaşamayı mı seçmeliyiz?
Çok uzun oldu. Ama konu iyi konu.
|