Tekil Mesaj gösterimi
  #2 (permalink)  
Alt 10-07-2007, 13:20
detays detays isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...Dengesiz...
 
Üyelik Tarihi: 01-02-2007
Nerden: İstanbul
Yaş: 26
Mesajlar: 2,261

DAVID LYNCH MÜZİKLERİ
"Ses ile görüntünün zaman içindeki akışı büyülü bir şeydir; ve ses birçok şeyi gerçekleştirebilir. Bir sahneye doğru ses ile girerseniz, siz sahneyi gözünüz ve kulağınızla algılamadan ses tamamıyla yeni bir dünyanın kapılarını açar. Siz ulaşmadan "orada" bekler sizi. Bütün için en kritik olan ise budur. Bu bir çeşit etki-tepki'dir. Akıp giden her şeyin farkına varmazsınız ilerledikçe etkilere karşı tepkinizi gösterirsiniz. Her defasında ayrı bir tecrübedir bir filmin karşısında oturmak."

David Lynch'e ait olan bu sözler, filmlerinin ayrılmaz bir bileşeni olarak yer alan müzik konusunda bir anahtardır. Son filminde David Lynch film yaratma sürecinde müziğin kullanımına dair ustalığını bir kez daha gösteriyor. Kadim dostu Angelo Badalementi ile birlikte Amerikan Film Noir'ın köklerine dönen Lynch'in çalışması Badalementi'nin elinden çıkan ses-sahneleri ile daha da güçlü ve çoğu zaman olduğu gibi sınırları zorluyor. Filmde Badalementi'nin besteci olmanın yanında bir de rolü vardır.

David Lynch filmlerinde müziğin önemli olmasının ötesinde, caz müziğine meraklı olan zaman zaman da filmlerinin müzikleri için söz yazarlığı, besteci olarak katkıda bulunan yönetmen çoğu zaman şarkıcı ve müzisyenleri de filmlerinde oynatıyor. Örneğin, Sting "Dune", Chris Isaak ve David Bowie -"İkiz Tepeler":Ateş Benimle Yürür", Henry Rollins ve Marilyn Manson - "Kayıp Otoban" bkz. Özel Dosya"). Ayrıca Massive Attack'ın "Unfinished Sympathy" video klibi Lynch'in yönettiği klipler arasındadır.

Badalamenti'nin müziği, bir tondan bir diğerine geçiyor, ve David Lynch'in seçkin ses kullanımı filmin atmosferine katkıda bulunuyor; serinletici ve duyguları okşayıcı bir tarzda. Lynch'in "otomatik yazım" ve cevaplanmamış sorularının bolluğuna rağmen,filmleri sürrealist bir film kılığında ve çok dikkatli kotarılmış Kara Filmlere örnek teşkil ediyor. Ve zalimce insan kullanmayı, kıskançlığı ve nefrete dönen bir aşkı müziğin ve sesin derin kullanımıyla pekiştiriyor.


Çek Kinorevue dergisinin Badalamenti ile yaptığı söyleşi:
KINOREVUE: Birkaç dakika önce David Lynch bize Prag'ın havasında yaptığınız müziği etkileyen bir şeyler olduğunu söyledi. Siz de aynı duyguları hissediyor musunuz?
ANGELO BADALAMENTI:1985'de Blue Velvet filmi için müzik yaparken benzer duygular hissetmiştim. O zaman Prag çok karanlıktı, Alcron Otel'inden karanlık caddelere, kemerlere, her bir yandaki önleri çerçöple dolu karanlık binalara doğru yürüdük. Tuhaf bir dünyanın içine girmiştik, stüdyoya girdiğimizde herkes sessizce duruyordu. David ve ben her gün buraya kontrbas çalmak üzere gelen ve enstrümanlarının bayoneti ile yerde delik açmış olan o kontrbasçıları asla unutmayız. Bu olay beni büyülemişti. Sonra çalmaya başladılar ve mükemmeldiler. Müziğimizdeki karanlığı anlamışlardı. Harika müzisyenlerdi ve o andan itibaren kendimizi evimizde gibi hissettik. Blue Velvet'tan sonra 'The City Of Lost Children', 'Stranger's Comfort', sanırım birkaç tane daha var, gibi filmlere müzik yapmak için altı kere buraya geldim. Ama en mükemmel atmosferi, Lynch'in 'The Lost Highway' müzikleri üzerinde çalışırken hissettim. Şimdiye kadar yaptığım en iyi müzik.

KINOREVUE: Peki orkestra şefiyle çalışmanız nasıl oldu?
ANGELO BADALAMENTI: Bu çok önemli. İyi bir arkadaşım olan Stepan Konicek konusunda en iyisi. Harika bir insan ve orkestra ile nasıl çalışması gerektiğini bilen birinci sınıf bir müzisyen. Hiçbir zaman beni hayal kırıklığına uğratmadı. Amerika'dakinden farklı olan düşünme şekline ve duyarlılıklarına alışmam uzun zaman aldı. İletişim kurmak çok daha zordu ama şimdi hemen hemen Çekler gibi düşünebiliyorum ve bundan çok memnunum.

KINOREVUE:
David Lynch ile olan çalışmalarınızdan biraz daha bahseder misiniz?
ANGELO BADALAMENTI: David müziği mükemmel duyar ve ne istediğini çok iyi bilir. Son kararı verebilecek olan nadir birkaç yönetmenden biridir. Müzik yapımcısı için bu çok önemlidir. David için benim ikinci eşim diyebilirim. Yanlış anlamayın her ikimiz de normaliz ve benim çok güzel bir eşim var ama bu uzun süreli arkadaşlığımızın bir sonucu. O bana bakar, ben ona bakarım, bir kelime söyler, ben de söylerim ve her ikimiz de o an ne olup bittiğini anlarız. 'Blue Velvet' filmi üzerinde çalışmak üzere tanıştığımız 1985'den beri arkadaşlığımız devam ediyor. O zamandan beri her filminin müziklerini ben yaptım.

KINOREVUE:
Çalışırken sizi yeterince özgür bırakıyor mu?
ANGELO BADALAMENTI: Evet. David kendisi müzik yapmıyor sadece bana, beni soyut bir dünyaya götür, karanlık, gizemli, acı dolu, tatlı veya trajik güzel olsun, gibi sözler söyler. Benim onun bu sözcüklerini müziğe çevirmem gerekiyor. Her zaman ona, doğru sıfatları kullanırsa işin çok daha basit olacağını söylerim. Müzik diliyle konuşmak çok zordur. Ne söyleyebilirsiniz ki? Yavaş, hızlı, yüksek, boğuk... Ama David Lynch'le çalışmak biraz daha farklı. Onu anlıyorum ve onun dünyası için benim müziğim doğru bir seçim.

KINOREVUE:
Julee Cruise nasıl bir rol oynadı?
ANGELO BADALAMENTI: Julee çok yetenekli. David, Blue Velvet filmi için melekler gibi şarkı söyleyen bir kız bulmamı istedi. O zamanlar New York'daki müzik gösterimde Julee koroda söylüyordu. E. Norman gibi etkili boğuk bir sesi ve harika müzik kulağı var. Sesini alçalttı ve yavaşça 'Mysteries of Love' şarkısını söyledi. David çok beğendi ve bu beraber çalışmamızın başlangıcı oldu.

KINOREVUE: Lynch filmine müzik yaparken, filmdeki öyküyü takip ediyor musunuz?
ANGELO BADALAMENTI: David ile müzik yapmak inanılmaz güzel. Önce beni telefonla arar ve başlar. Merhaba, bir fikrim var. Lost Highway, şöyle, böyle� Öykünün kurulacağı hayali dünyayı bana anlatır: çift kişilikli, gizemli ve böyle devam eder. Benzer şekilde müziğin türünü de tanımlar:çok soyut, çok karanlık, konuşmalar arkasında derinleşecek, yıkılmak üzere, güzel birşey ama karanlık. Düşünmeye başlarım. Bu arada David filmini tamamlar ve video kaset olarak ilk halini bana gönderir. Beraber filmi seyrederiz ve belli sahneler, karakterler ve tavırları hakkında tartışırız. Tüm bunlardan sonra tek yapmam gereken müziği yapılandırmak için Prag'a gitmektir. 'Lost Highway'de müzisyenlerin daha iyi uyum sağlayabilmeleri için bazı yerlerde playback yaptırmamız gerekmişti. Özellikle saksafon solo ve birkaç caz kompozisyonunda.

KINOREVUE: Çek ve Amerikalı müzisyenler arasında herhangi bir fark var mı?
ANGELO BADALAMENTI: Temel olarak yok. Her şeyi çok iyi çalıyorlar. David için hepsi aynı. Örneğin 'The City of Lost Children'daki Fransız müziği. İşbirliği gerçekten yüksek standartlarda. Hepsi profesyonel, sakin ve istekli. Onlarla çalışmayı gerçekten çok seviyorum.

KINOREVUE: Hangisi daha kolay? Kendi müziğinizi yapmak mı yoksa başkası için çalışmak mı?
ANGELO BADALAMENTI: Hemen hemen hiç bir fark yok. Zaten sadece besteleyebileceğiniz müziği yaparsınız. Yönetmen beğenirse ne alâ. Yönetmen bazı değişiklikler yapmak istediğinde de, profesyonelseniz bir sorun olmaz. Zaten değişiklik yaparken bile kendi yetenek sahanız içerisindesiniz. Besteci çoğunlukla daha önce yaptığı çalışmalarla bağlantılıdır. Yönetmen 'Batman' için müzik isterse, bu türe uygun bir besteci arar. John Williams'ı isterse ona haber verir. Yönetmenler filmleri üzerinde nasıl uzun süre harcıyorlarsa, elbette ben de elimden gelenin en iyisini yapmak için kendimi zorluyorum ve bizim müzik yapmak için sadece yaklaşık üç hafta gibi bir zamanımız oluyor.
[b]
KINOREVUE:[/B
Kariyerinizin başlangıcında hayran olduğunuz gruplar ve müzik türleri hangileriydi?
ANGELO BADALAMENTI: Ben her zaman cazı sevdim ama Beatles'ı da beğenirim. Gerçekten çok iyi şeyler yaptılar. Aklıma gelmişken üç yıl önce olan bir olayı size anlatayım. Bir gün telefon çaldı ve karşımda, merhaba, ben Paul McCartney diyen birisi vardı. Ben de, sen Paul McCartney'sen ben de Winston Churchill'im dedim. Fakat gerçekten oydu ve benden Londra'ya gelmemi, yapmak istediği müziğin enstrümantalizasyonunu üstlenmemi istedi. Haftasonları dışında hiç boş zamanım yoktu, bu nedenle Concorde uçağıyla gelebilir miyim diye sordum. Bana biletlerimi gönderdi ve Londra'da arkadaşlığımız başladı. Çalışmamızdan sonra bana şu olayı anlattı. Bir kutlama töreninde kırk dakika çalması için Krallık Sarayı'na çağırmışlar. Paul özenle hazırlanmış, ne yazık ki gösterisine başlamadan önce kraliçe ayrılmak zorunda olduğunu bildirmiş. Onu durdurmaya çalışmış, kraliçe de çok üzgünüm ama televizyonda 'Twin Peaks'i seyredeceğim demiş.

KINOREVUE: Harika bir öykü. Söyleşi için teşekkürler.

Türkçesi: Hasibe Bal

----------------------

DAVID LYNCH FİLMLERİNİN KONUSU
Lynch'in filmlerinde egemen olan, çoğunlukla Edward Hopper'ın tablolarının sağduyusuyla kesişen, yabancılaştırmanın benzer etkisini son kertede bu ayrıştırma açıklar; ancak Hopper'ın tabloları ile Lynch'in filmlerindeki yabancılaştırma arasındaki fark, modernizmle postmodernizm arasındaki farktır. Hopper tablolarında yaygın gündelik sahneleri de yabancılaştırırken bu boyut Lynch'te tamamıyla eksiktir. Filmlerinde çocukluğunun geçtiği yerlere benzeyen küçük kasabaları ve Amerikalıların garip yönlerini işlemekten hoşlanan Lynch, karanlık ve çürümüş ortamları, rahatsız karakterleri, iyi ve kötü olarak kutuplaşmış dünyayı yansıtmayı seviyor. Onun filmlerindeki uysal ve sevimli şeyler, binanın görünen yüzünü oluştururlar. Lynch'in daha önceki filmleri düşünülürse, henüz yeşermekte olan çimenler arasında ortaya çıkan kesik kulak (Mavi Kadife), sanki elle oluşturulmuş resim gibi büyüleyici bir yerde (Rocky Mountains) bir öğrencinin suda şişmiş cesedinin bulunması (Twin Peaks) gibi şaşırtıcı ve ürkünç, beklenmedik sahneler henüz belleklerden silinmiş değildir. Onun filmlerinde genellikle mutlu son yoktur. Bazen de, Lost Highway'de olduğu gibi, bir tek son yoktur.

YÖNETMENDEN İNCİLER
"Herşeyin ne anlama geldiğini ya da nasıl yorumlanacağını bilmemek daha iyidir, aksi takdirde olayları kendi akışına bırakmaya korkarsınız. Psikoloji, gizemi ve büyü niteliğini yok eder. Anlamlardan konuşmak beni çok rahatsız ediyor. Çünkü anlam çok kişisel birşeydir ve herkese göre değişir..."

"Hollywood'da hep geleneksel tarzda filmler yapılıyor. Öyküleri herkes anlıyor ve herkesin anlamadığı küçük bir nokta bile olsa telaş başlıyor. Ama işin asıl ilginç yanı, daha soyut kavramlarla uğraşmaya başlayınca ortaya çıkıyor. Sinemanın asıl büyüsü, gücü; içgüdülerle hissetmekte, insanların tuhaf ve unutmayacakları bir hisle filmden ayrılmalarını sağlamakta yatıyor..."

"Bence insanlar hayatın anlamsız olduğunu kabul etmiyorlar. Bu insanları çok huzursuz ediyor. Dinler ve mitolojiler de zaten sadece hayatı anlamlı kılmak için icat edilmiş şeyler..."

"Zihniniz birçok harika ve güzel şeyi dizginleyebilir. Mantık ve sebep aramaksızın her zaman başka birşey, görünmeyen birşey mevcuttur. Dünya sonlu olmaktan çok, sonsuz bir yerdir."

"Gizemi ve bilinmeyeni severim; neler olup bittiğini bilemediğim için karanlık ortamları da... Dış görünüşün altında bir şeyler saklı olduğu fikrinden hoşlanıyorum ve sanırım insanlar bilmedikleri bir şeyi veya daha önce hiç bulunmadıkları bir yeri seyretmeyi seviyorlar."

Öykülerin ortaya çıkış aşaması hakkında: "Bazen yürürken, bazen otururken. Genellikle kafelerde... Bu güvenli yerlerde kendimi mekandan soyutlayarak her yönde düşünülebilir ve eğer durum kötüye giderse tekrar kafe ortamına geri dönebilirim. Tıpkı sinemada olduğu gibi. Orada en korkunç şeyleri izleyebilirsiniz, ama aynı zamanda sinemanın emniyetli ortamındasınızdır."

"Karanlıkta kaldığınızda, düşüncelerinizi bulup çıkarmaya başlıyorsunuz. Eğer korkularınız harekete geçerse, bir bilim adamı bile olabilirsiniz"


Kaynak: film.gen.tr
Alıntı ile Cevapla