Tekil Mesaj gösterimi
  #2 (permalink)  
Alt 23-06-2007, 20:48
sokakkizi sokakkizi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 23-06-2007
Mesajlar: 129
Standart Plastİk Cİnsellİk

PLASTİK CİNSELLİK
“BİRBİRİMİZİ SEVİYORUZ O HALDE SEVİŞMEMEK İÇİN BİR NEDENİMİZ YOK…”



İnsanın ilerlemesi biyolojik varlık olmaktan sıyrılıp birey olma çabasıyla başlar. Ancak kültürler Strauss’un da belirttiği gibi, genelde varlığın biyolojik özelliklerinin yani cinsellik, beslenme gibi doğal güdüsel alanların belirli bir yasa etrafında düzenlenmesiyle ortaya çıkmaktadır. ‘Ensest yasağı’nın evrensel oluşu ve toplumun ve kültürün oluşumunu sağlayan temel yasa olarak değerlendirilmesi bu bağlamda açıklayıcıdır. O halde kültürel bir özne olmak demek, insanın, itkilerini toplumsal sembollerle sınırlandırması demektir.

Özel alan, aile, evlilik, mahremiyet, ahlak ve elbette iktidar gibi belirleyici unsurlar bireyi ve toplumu yapılandırır. Bu yapılanmada temel olan maddeye egemen olmaktır. Burada G. Orwell’ın 1984 adlı romanını hatırlamakta yarar var: Büyük Birader’in hizmetindeki Parti’nin beslenme ve cinsellik üzerine uyguladığı politika, tamamen, insana hükmetmek üzere, zevkin ve nihayetinde içgüdülerin ortadan kaldırılması amacını taşır.

Parti üyesi O’Brien ve partiye başkaldıran Winston arasındaki şu konuşmalar konuya biraz açıklık getirebilir:

—İktidar insana hükmetmektir; bedenlerine ve özellikle kafalarına. Zaten şu anda, madde üzerindeki egemenliğimiz mutlak, çünkü aklı denetliyoruz. Ama gerçek güç, gece gündüz uğrunda çalıştığımız iktidar, madde üzerine egemenlik kurmak değil, insan üzerine egemenlik kurmaktır. Bir insan başkası üstünde nasıl iktidar kurabilir?

Winston, ona acı çektirerek, der…

—Çok doğru… İktidar acı çektirmek ve küçük düşürmek demektir. İktidar insanın kafasını parçalamak ve istenen biçimde bir araya getirmektir.***
Bu durumda denilebilir ki iktidar, akla ve hazza hükmetmek ister. Bu bağlamda iktidarın ilk aracı “ahlak” , denetleyici kurumu ise “aile”dir. ‘Ahlaksızlık’ belirlenir, duyurulur ve aile kurumu da bunu dışlanma korkusu olarak yeni nesle işler.

Örneğin:

1913’te İngiltere’de evlenmemiş annelerin tımarhaneye kapatılmasına izin verilen bir yasa kabul edilir: Zihinsel Yetersizlik Yasası
1918’de Londra’da bir anne, bunun haklılığına inanarak her gece bebeğinin kulağına fısıldar:

“Evlenmeden önce cinsel ilişkiye girme, yoksa delirirsin…”

Geçmişi kulağına üflenen çocuk geleceğini doğurur…
Oyun bu ya; kulaktan kulağa zaman değişir ve modernleşme süreci, ahlakın zamana ayak uydurabilen, geçici ve toplumsal bir ürün olduğunu kanıtlar biçimde, cinsellik ve cinsiyet alanlarından başlayarak mahremiyeti dönüşüme uğratır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kapitalizmin özünde yaşanan değişmeler bireye alabildiğince doygunluk verme yönünde olmuştur. Tüketici kapitalizmi ve teknolojik gelişmelerle boy gösteren beden politikaları, modern bireyi yaratır zamanla. İsteklerin doyurulması, yalnızca ticari alanda değil cinsel alanda da yaygın bir eğilim haline gelir. Ne de olsa kadın-erkek ilişkileri oldukça iyi bir pazar oluşturmaktadır.

20. yüzyılda üreme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde cinsellik üremeden ayrılmıştır. Cinsel birliktelik olmadan da üremenin gerçekleştirilebiliyor olması cinselliğe özerklik kazandırmıştır. Giddens, bu şekilde, üremenin ihtiyaçlarından kurtulmuş merkezsiz cinselliğe “plastik cinsellik” adını verir ve bunun son otuz-kırk yıldaki cinsel devrimin ön-şartı olduğunu söyler.

Cinsellik artık sadece ışıkların kapatıldığı özel bir alanda konuşulan değil kamusal alanda da pek sık gündeme gelen bir konu haline gelmiştir.

Tüm bunlara bağlı olarak buradan sonra bahsedilecek olanlar dört bölümde ele alınacaktır.


Barbie Evcilik Oynuyor

9 Mart 1959.

Güzel ve genç bir kadın doğar. Barbie Millicent Roberts.

Doğduğunda çoktan New York’ta bir liseyi bitirmiş, hatta Ken Carson ile romantik bir ilişki yaşamaya başlamıştır bile. Hayvanları çok sevmektedir, bu yüzden kedileri, köpekleri, atları, pandası, yavru aslanı ve bir de zebrası vardır. Pilotluk lisansı olduğu gibi jip de kullanabilmektedir. Bazen veteriner, bazen astronot, bazen de diplomat olarak karşımıza çıkar! Haliyle farklı ülkelerden pek çok da arkadaşı vardır; İspanyol Terasa, Afrikalı Christie…

1967’de siyah Barbie doğar; 1997’de ise pembe bir tekerlekli sandalyeye oturan Barbie çıkar karşımıza…
2003’te ise Barbie’ye bir tepki olarak(?) “Fulla” doğar. O da doğduğunda çoktan tesettürlüdür. Suriyeli Fulla’nın reklâmları, dürüst, sevgi dolu, şefkatli ve anne-babalarına saygılı diyerek yapılmakta; Fulla yetkilileri, Barbie'nin erkek arkadaşı Ken'in benzerini üretmek yerine kızların özeneceği 'Doktor Fulla' ve 'Öğretmen Fulla'ları çıkarmaya hazırlanmaktadırlar...

Barbie için tam olarak şu ya da bu diyemeyiz; şurada ya da burada yaşar da diyemeyiz… Zaten biz hangi koşullarda olursak olalım, etrafımızda olup biteni anlamaya çalıştığımız sırada o yanımıza gelecek ve bize geleceğimizi verecektir. O modern toplumun ikonu; yaratılmak istenen modern bireyin resmidir.

4–5 yaşlarından itibaren, bir şekilde, Barbie ile tanışıp hayatı onun gözünden yaşamaya başlayan, okula onunla birlikte giden çocuklar böylece çoktan modern-kapitalist düzene birer müşteri haline gelmiş olurlar. Kendisine model seçtiği anne-babasını oyunlarına konu yapan çocuk, verili cinsel kimliği, hakları, ahlakı ve yaşam biçimiyle bilir ki ileride onlarınki gibi bir yuvası olacaktır. İşten gelip yemek hazırlayacak, çocuğu ve kocasıyla ilgilenecektir. Kocasıyla demek gerek çünkü evcilik oynayan cins ancak kadın olabilir. Çünkü biz, bebeklerle oynadığı için kadın; silahlarla oynadığı için erkek kimliği kazanılan kültürler geliştirdik.

Peki, Barbie bu oyunda neleri değiştirmiştir?
Öncelikle o, bekârdır. Bir erkek arkadaşı vardır ama evlilikle ilgili bir kaygısı yoktur. İyi okullarda okumuş, kendini yetiştirmiştir. Her an dünyanın herhangi bir yerinde olabilir veya istediği her şeyi satın alabilir. Modayı ve popüler kültürün tüm ürünlerini takip eder. Barbie, asla hangi ayakkabıyı alacağına karar vermekten daha zor bir seçimle karşı karşıya kalmamıştır, kalmayacaktır da… O, yalnızca yararcı ama iyi niyetli, sevimli, tüketici bir bedendir. Böyle karmaşasız bir yaşamı kim istemez ki… Çocuklar bu masalla büyürler…


Barbie Soruyor

Çocukluk döneminden çıktıkça insan kendisini karmaşanın içinde bulur… Hiçbir şey inandığı masala uygun değildir. Barbie, ne onun gibi cinsel tacize uğramış, ne parasız kalmış, ne de siyasi bir eyleme katılmıştır. O da gerçeklikle fantezinin tutarsızlığının yaşattığı hayal kırıklığından kurtulmak için kendi senaryosunu o masala göre uyarlayarak uygun birey olmaya çalışır.

Bu, özellikle geçiş toplumlarında apayrı bir sorun yaratmaktadır. Modernliğe geçiş sırasında, kuşak çatışmaları, maddi ve manevi kültür arasındaki uyumsuzluk, giderek bireyci olan yaşam biçimi, yeni nesli bir şekilde özgürlükçülüğe itmektedir. Bu aşamadan sonra kişi “kim olacağım” sorusundan ziyade “nasıl yaşayacağım” sorusu doğrultusunda kararlar almaya çalışır. Hayallerine ulaşmakta yaşadığı sıkıntılar bir yana, özellikle, kendisine verilen cinsel kimliği, kendisinden yaşaması beklenilen cinsel hayatı ve bunlara rağmen kendi yaşamak istedikleri konusunda çelişkilere düşen bireyler yetişmektedir.

Hem bastırma mekanizmasıyla yetişen hem de özgürleşmeye çalışan birey sorar:

“Ben 21 yaşında bir gencim… Kız arkadaşımı çok seviyorum. O bakire. Onu sevdiğim için onunla birlikte olmuyorum. Peki ya o başka biriyle birlikte olur sonra da benim üstüme kalırsa o zaman ben n’aparım?”
Bu soru apaçık göstermektedir ki insanlar, geleneksel dönemin ahlakıyla modern dönemin yerleştirmeye çalıştığı ahlak arasında sıkışmıştır. Evlilik gibi aslında tamamen toplumsal ihtiyaçlar gereğince kullanılan bir kurumu henüz tamamen reddetmemekle birlikte bir biçimde cinselliğin üremeden ayrıldığını ve insanın doğası gereği tek eşli olmadığını da kabul etmektedirler. Ancak bu kabulü çoğunlukla yararcı bir yaklaşımla kullanmakta ve evlendikten sonra tekrar bastırma mekanizmasına yenik düşmektedirler.


Barbie Film Yıldızı

Daha önce belirtildiği üzere iktidar, akıl ve haz üzerinde çalışmaktadır. Verili toplumsal gerçekler, doğamızı ve hayal gücümüzü sınırlamaktadır.

Ancak bugün milyarlarca dolarlık porno sektörü; eş değiştirme ya da grup seks için buluşma amacıyla kurulan web siteleri insanın hayal gücünün sınırlarıyla yüzleşmek zorunda bırakmaktadır bizi. Porno sektörünün ticari kaygılarla geliştiği yadsınamaz ancak yalnızca insanlara dayatılmış bir pop kültür ürününe de indirgenemez. Bugün insanlar sanal dünyada kendilerine seks partnerleri arıyorlarsa tüketim kültürünün neden oldukları ya da cinselliğin özerkleşmesinin sağladıkları açıklamalarına girmeden önce gelenek ve modernitenin yarattığı çelişkileri görmek gerekmektedir.

Türkiye’ de kendi porno sitesiyle ayrı bir yaşam kuran bir genç kadın, gündüz kendisinden beklenildiği üzere işine gitmekte ve tabii ki gece yaptıklarını kimse, özellikle de ailesi kesinlikle bilmemektedir. Bilmemelidir de çünkü ona göre bu ailesine karşı bir saygısızlık olur ve onları üzer… Yine benzer bir şekilde iki çocuk annesi Diane Hutton, gündüz öğretmenlik yapmakta gece ise müşterileri için iletişim bilgileriyle birlikte çıplak fotoğraflarını ve ne gibi hizmetler sunduğunu belirttiği web sitesi sayesinde ayrı bir yaşam sürmektedir. Bu işi hem eğlenmek hem de para kazanmak için yaptığını söyleyen Hutton konuşmasına şöyle devam eder:
“Sürekli müşterilerim var. Seksten önce onlara bol bol sarılıyorum. Bu benim özel hayatım. Hayatımın bu bölümünü öğretmenlik kariyerimden tamamen ayrı tutuyorum”.


“Özel hayat” artık tam olarak özgürleşemeyen alanlarda kurtarıcı bir simge haline gelmiştir. Oysa Rostand’ın da belirttiği gibi iki insan vücudunun gizlice yaklaşmasında toplum her zaman bir şekilde üçüncü şahıs olarak bulunur.
Cinselliğin özgürleşmesiyle belki pornografiye ihtiyaç azalacak, toplum içinde toplumdan kaçacağımız uçlarda bir ‘özel hayat’a gerek kalmayacaktır. (bu olabilir mi diye hala soruyorum aslında kendime )


Barbie Evlenmek İstemiyor

Modern toplum ataerkildir ve tekeşli evlilik üzerindeki vurgusu otoriter karakter özellikleri geliştirmeye hizmet ederek sömürücü bir toplumsal düzeni destekler. Kapitalist olan modern toplumda iktidarın vaatleri özgürlük ve mutluluktur. Ancak bu haz vaadiyle bireye verilen yalnızca serbestliktir. Serbestlik özgürleşmeyle aynı şey olmadığı gibi getirisi de metalaşmadan öte bir şey değildir.

Cinsellik, temel bir politik mücadele alanı ve özgürleşme ortamıdır. Cinsel serbestlik aşkı ve erotizmi yitirerek metalaşmaya varmamıza neden olabilir. Özgürleşmenin sağlanması aklın ve hazzın bastırılmadan kurtulması ve eşlerin birbirlerine hükmetme çabalarından vazgeçmeleriyle gerçekleşebilir. Kadının erkekle eşit haklar istemesi, cinsellikte onun da haz araması eşcinsellerin dışlanmayı reddetmeleri bu anlamda iktidara karşı atılan adımlardır. Ancak modern toplumun sunduğu eşitlik oyununa kanmamak gerekir. Çünkü buradaki eşitlik otomatlık demektir. Yani tüm insanlar eşittir cümlesiyle tüm insanlar kızıl saçlıdır cümlesi eşdeğerdir. Oyuna kanmak demek Barbie gibi bir erkeğin yaptığı her türlü işi yapıp her yere gidebilme yeteneğim ve hakkım olduğu gibi diyet yapıp formumu korumaktan ve tüketmekten başka bir sorunum olmaması demektir. Ancak kişi kendine verili olanı tüketmek kendine bir sevgi nesnesi seçip devletle onunla sevişeceği üzerine bir anlaşma yapmaktansa bir özne olmalı ve karşısındakileri de özne olarak görmelidir. Özgür bir özne olmak kendinden sorumlu olmak demektir. Böylece tekeşlilik, aile ve özel alana duyulan ihtiyaç hissi azalacaktır. Ve belki böylece Barbie annesinin gizliden yaptığı “haydi evlenin artık” baskısından kurtulacaktır.




Duru Koç.
Mayıs–2007

*** Bkz. Orwell, George. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (çev. Nuran Akgören) CAN Yayınları, 2006, sf: 232–233

Kaynakça

GİDDENS, Anthony, Mahremiyetin Dönüşümü, (Çev: İdris Şahin), Ayrıntı yayınları, İstanbul, 1994

Orwell, George Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, (Çev: Nuran Akgören ), Can Yayınları, İstanbul,2006

Fromm, Erich, Sevme Sanatı, (Çev: Işıtan Gündüz), Say Yayınları, İstanbul, 1997

Reich, Wilhelm, Cinsel Ahlakın Boy Göstermesi, (Çev: Bertan Onaran), Payel Yayınevi, İstanbul, 1995
Alıntı ile Cevapla