Alıntı:
AlbatrosS´isimli arızadan alıntı
nefes aldığın sürece yaşıyorsundur, kafidir!..
|
Hani klişe olmasın ama "ne kadar yaşadığın aldığın nefeslede değil, nefesini kesen anlarda belli olur" diyenler de var. Bence 'hayatta kalmak' ile 'yaşamak' arasında fark var.
Bireyci ve toplulukçu yaşam, bir de ozgen'in "her ikisinin de iyi taraflarını alıp buna göre yaşamak", yani dengeli bir hayat...birçok insanın da yapmaya çalıştığı da bu gibi geliyor bana: Kişiye göre değişik orantılarla, can isteyince ahali ile takılıp dürtülerine göre içine kapanmak...
Bireyci ve toplulukçu yaklaşımlar arasındaki en büyük fark, toplulukçu yaşam için bireyle topluluğun uyumuna ihtiyaç olup bireyci bir hayat tarzı için "başkasına" ihtiyaç olmamasıdır. İnsanın kendi ile barışık bir olgunlukta olması yeterlidir. Tabii böylesi "kendi ile barışık, olgun" birinin içinden geldiği gibi yaşayacağı bir toplum bulması, ya da hiçbir topluma katılmadan sınırlararası/kendi halinde yaşaması da mümkündür. Öte yanda 'kendi ile barışık' olmayan birilerinin uyum sağladığı toplumlar da var (şimdi aklımda birkaçı var ama söylemiim

)
Sonunda herkes kayıtsız şartsız kendi 'hayat'ını yaşıyor, kimin dürtülerine göre davranmama özgürlüğü var?
Bazıları 'ben...ben...ben...ben' diye mantra mırıldanarak yaşıyor, bazılarının olgunluğu kendi varoluşlarından şüphe ettiriyor, bazılarının 'hayat'ı daha toplulukçu olmuş oluyor bazıları ise namevcût.
Zerdüşt demiş ki: Kimseyle düşman olmak istemeyen kimse ile arkadaş da olamaz. Arkadaşın için, arkadaşlık için savaşmak gerekir, savaşmak için: düşman olabilmek.
Taraf tutan özgürlüğü ile ödüyor bedelini, çünkü insanoğlunun tek özgürlüğü 'suçlu gibi sanık durumunda bocalamak' ya da 'hakim gibi yukarıdan bakmak' değil, tarafsız olarak olana, bilene, varoluşa şahitlik edebilmektir.