Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 22-05-2007, 16:09
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
non serviam non serviam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
M€M€ÑTØ MØRÍ
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
Blog Başlıkları: 8
Standart Dostoyevski 'nin Budala romanından idam üzerine..

Dostoyevski’nin Budala isimli romanının 25, 26 ve 27. sayfalarından alıntıdır. Bendeki Oda Yayınları 1.Baskı. Burada Dostoyevski, idam cezasının hiçbir cezayla kıyaslanamayacağını, bizzat yaşadıklarından hareket ederek, en sevdiği kahramanı olan "Budala" romanının kahramanı Mişkin'in ağzından aktarıyor. Kendisi idam mangasının önünde kurşuna dizilmeyi beklerken son anda koşarak gelen Çar’ın kuryesi, affedildiğini, idam cezanın 4 yıl kürek cezasına çevrildiğini söyler.


Eskiden buraları pek bilmiyordum; şimdiyse, söylendiğine göre, öyle çok değişiklik olmuş ki, bilenler bile yeniden öğrenmek zorunda kalmışlar. Şu sıralar mahkemelerden çok söz ediliyor.

- Hımm mahkemeler… Gerçekten de mahkemeler var artık. Orada mahkemeler nasıl? Adaletli mi yoksa değil mi?
- Bilmiyorum. Ama bizimkiler konusunda iyi şeyler söylendiğini duydum. Bir şey daha var, bizde idam cezası yokmuş.
- Orada idam var mı?
- Evet. Bunu Fransa’da Lyon’da gördüm. Beni oraya Sneyder götürmüştü.
- Asıyorlar mı?
- Hayır. Fransa’da kelle uçuruyorlar.
- Peki o anda adam bağırıyor mu?
- Ne demezsin! Bir anlık iş. Adamı giyotin denen uzun bir makineye yerleştiriyorlar; ağır, geniş bir bıçak hızla iniveriyor. Göz açıp kapayıncaya dek kafa yere uçuyor. Hazırlıklar da berbat. Kararın okunması, halkın seyretmeye koşması… Kadınlar bile seyretmeye koşarak geliyor korkunç! Kadınların bakmasından pek hoşlanmıyorlar.
- Onlara göre değil ki.
- Elbette! Böyle bir işkence!.. Suçlu, Legros adında akıllı, yürekli, çok güçlü biriydi. İster inanın ister inanmayın ama sehpaya çıkarken yüzü kireç gibi bembeyazdı ve ağlıyordu. Ne korkunç değil mi? Vahşet bu! Korkudan kim ağlamaz ki? Ufak bir çocuğun değil de kırk beş yaşında bir adamın ağlayacağı görmek hiç aklına gelmezdi. O anda ruhu nasıldı kim bilir? Onu ne acılarla kıvrandırmışlardı acaba? İnsan ruhuna nasıl böyle açıkça işkence ediyorlar? Kutsal kitapta “Öldürmeyeceksin” diye yazar. Öldürdü diye, onu da mı öldürmeli? Hayır, buna izin yok. Bakın, bu olayı göreli bir ay oluyor, ama hala gözlerimin önünde. Beş kez de düşüme girdi bu.

Prens, konuşurken canlanıyordu. Konuşması sakin olsa bile, solgun yüzüne azıcık renk geldi. Uşak onu ilgiyle dinliyordu. Bu konuşmanın bitmesini istiyormuş gibiydi. Onun da kendi düşleri, düşünceleri vardı belki de…

- Başı uçarken fazla acı duymaması iyi bir şey değil mi?
- Farkındasınız, bunu anladınız demek. Herkes sizin gibi düşünmüyor. Bu yüzden giyotin makinesi bulundu. Ancak o anda aklıma bunun daha kötü olduğu düşüncesi gelmişti. Bu size saçma ve gülünç gelebilir ama yine de, biraz düş gücü olan herkesin aklına gelebilir. Örneğin işkenceyi ele alalım. Acılar, yaralar, bedensel ıstıraplar var. Bütün bunlar insanı ruhsal acıdan kurtarır. Ölünceye dek yalnızca yaraları yüzünden acı çeker insan. Oysa en büyük, en güçlü acı, yaranın verdiği değil de, bir saat, on dakika, yarım dakika, hatta o anda ruhunuzun bedenden ayrılacağını, artık insan olmayacağınızı kesinlikle bilmenizdir. En önemlisi, bunun kaçınılmaz oluşudur. Başınızı satırın altına koyup onu başınızın üzerinde hissettiğiniz an, yani saniyenin dörtte biri kadar olan süre, en korkunç andır. Bunların benim düş gücüm olmadığını biliyorsunuz. Herkes aynı şeyi söylüyor buna çok inanıyorum. Size kendi düşüncemi söyleyeyim. Bir insanı cinayet işlediği için idam etmek, suçun kendisiyle kıyaslanmayacak denli büyük bir cezadır. İdam edilmek, bir haydut tarafından öldürülmekten çok daha korkunçtur. Bir haydudun öldürdüğü, örneğin gece vakti bir ormanda boğazı kesilen adam son ana kadar kaçabileceği ümidini taşır... Ama idamda, ölümü on kere kolaylaştıran bu son ümit yoktur, kesinlik vardır onda, kesin bir karar vardır ve ondan kaçamayacağımızdan emin olmamız bütün o korkunç işkenceyi doğurur ve bu işkenceden daha büyüğü yoktur yeryüzünde... İnsan tabiatının delirmeden buna dayanabileceğini kim söyleyebilir?"
Onun için idam ceza değil, bir tür intikamdır.
İntikam da nefreti doğurur.
Bir askeri, savaş alanında namlunun karşısına dikin ve ateş edin; asker yine de umudunu yitirmez. Ama aynı askere kesinleşmiş bir karar metnini okutun, çok geçmeden çılgına döner ya da hüngür hüngür ağlar. Buna, aklını yitirmeden katlanacak insanoğlu olduğunu kim savunabilir? Böylesine çirkin, yararsız ve gereksiz bir hakaret neye yarar? Belki dünya üzerinde, kendisine idam kararı okunduktan ve acısıyla baş başa bırakıldıktan sonra, “git, seni bağışladık!” denen biri vardır. Bu işkenceden İsa bile söz etmiştir. Hayır, insanlara böyle davranılmasına izin verilmemeli!”
Uşak bunları Prens kadar iyi anlayamazdı ama yine de özünü kavradı.


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Alıntı ile Cevapla