|
Bu yazıda ortaya çıkan tablo ile yapılan yorumlarda çelişki var gibi. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1- Kürtleştirilen Türkler, baskı altına alınan, yerlerinden kovulan, kimlik ve inanç değiştirmeye zorlanan, asimile edilen, açıkça soykırıma tabi olunan, Türklerden bahsedilmiş ama buna pek kimsenin prim verdiği yok. Olabilir, taraf olan herkes elbette kendince bazı şeyleri görecek, bazı şeyleri gözardı edecek ve kendi fikirleri, duyguları ve inançları doğrultusunda davranacaktır. Bunu eleştirilecek bir şey olduğu için söylemiyorum zaten
2- Ancak işin taraf olup olmamayla ilgisi olan kısmı şöyle. Elbette kişi kendine ne olarak görüyorsa odur, yani etnik ya da başka her türlü kimlik olarak adlandırılan, zorunlu koşullara ya da tercihlere göre değişebilen bir olgu sözkonusu. Orda dedeleri Türk olan ancak bu kimlikle ilgisi kalmamış kişiler elbette kendilerini tanımladığı kimlik olan Kürt vey başka bir gruba aittirler. En azından ülkedeki etnik tanımı hemen hemen herkes için böyle ise bu tanımı dayanak noktası almamız gerekiyor.
3- Bu yazıdan çıkarılabilecek başka bir sonuç, mağduriyet ve mazuriyet psikolojisi(mağdurum öyleyse hakkımı almalıyım tavrı) aslında sadece duygusal değil mantığa dayanan bir davranıştır. Örnek olarak Osmanlı döneminde Sünnileşmeyi reddeden, hor görülen, aşağılanan, yüzbinlerce belki daha fazla katledilen Türkler. Bununla birlikte bu işi gerçekleştiren Sünni-İslam temelli Osmanlı liderliğinin en büyük ittifakı Kürtler. Bugün Kürt coğrafyası, Kürdistan olarak adlandırılan ve bugün nüfus yapısını gerçekten çok büyük bir çoğunluğunu oluşturan ülkemizin güney-doğu coğrafyasının aslında bir Türk, Ermeni, Kürt vs.. etnik unsurlardan oluştuğunu, ve bugünkü nüfus yapısının sonradan Türkiye Cumhuriyeti'inin bir önceki versiyonu olan Osmanlı sayesinde ve Kürt halkının desteğiyle oluştuğunu görüyoruz.
4- Bununla birlikte, Kurtuluş savaşının bitimine kadar sadece dinsel kimlikle tanımlanmaya alışmış olan Anadolu insanına Türk kimliğinin verildiğini ve Osmanlı'daki yapının tamamen tersine çevrildiğini, çeşitli isyanlara karşılık baskı, katliam ve asimilasyon yöntemleriyle karşılık verildiğini görüyoruz. Bu da Sünni Osmanlı yapılanmasının ayakta kalması için nasıl kendi sistemine göre rasyonel bir hareketle Türklere yapıldığının, Türkiye Cumhuriyeti'nde belli ölçüde kendi rasyonalitesine göre (geçmişte, şu an değil) Kürtlere yapıldığını görüyoruz. Burada benim kişisel bir görüşüm ya da ideolojim söz konusu değil sadece neden-sonuç ilişkisini söylüyorum, olması ya da olmaması gerekenleri değil.
Sonuç şu: Milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı olduğunu söyleyen ve buna bağlı sadece kendi devleti için değil tüm dünya için eşit ve adil bir şekilde düzenin toptan değişmesini isteyen kimselerin, aslında ne kadar uğraşsalarda açık bir şekilde taraf oldukları ortaya çıkıyor. Tarihe bir bakın işte. Her şey ortada değil mi? Neyi baz alarak asimilasyona karşı çıkıyorsunuz veya sizin için hangi asimilasyon iyi ya da hangisi kötüdür? Ortada bir devlet sistemi var ve bu devleti tek başına yıkıyorsanız yerine başka bir devlet gelip balı yalamaya devam edecek, üstelik küçülen devletler hep birlikte daha şiddetli bir şekilde küresel emperyalist güçler tarafından matkaplanmaya devam edecek. Taraf oldunuz ve bir düzeni tek başına yıktınız ne oldu? Diyarbakırlı mutlu olacak diye sevinip, bu mutluluğu sağlayabilmek için bir düzeni yıkarken bunun karşılığında Telaferli öldürülüp yerlerinden sürülürken yine aynı şekilde taraf olup sevinecek miyiz?
Velhasıl, kimseyi fikirlerinden dolayı eleştirmiyorum, ama sonuçta taraf olanlar bunu nedenleriyle açıklasınlar, nasılsa dünya taraftarların, holiganların dünyası.. Ve amaca giden her yolda kullanılacak araçlar zamanı geldiğinde terk edilip gerçek amaç elde edildiğinde maske elbet düşer. O zaman kimin emperyalist, kimin sömürgeci, kimin ırkçı, kimin katliamcı olduğu da ortaya çıkar.
|