Konu: Mekkâr
Tekil Mesaj gösterimi
  #18 (permalink)  
Alt 17-05-2010, 15:00
Sis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sis Sis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
chaotic neutral
 
Üyelik Tarihi: 26-01-2010
Mesajlar: 92
Cehennemde Bir Yangın Fuları



Beş parasız güzellikte, terk edilmiş bir Fransızım… Zaman zaman bir Balkanlı, yeri geldiğinde Türk oluyorum. Kime, nereye ait olduğum belli değil. Yüzüme bakanlar, geçmişimi irdeleyip, evimden uzağa götürüyorlar beni… Sıfır benzerlikte, sevimli ailem… Benim geliyor yine de. Her şeyden çok benim… Şu gözlerimden daha yakın, şu sesimden... Şu ellerimden uzak, damarlarımın çatlamadığı zamanlar.

Nefret ettiğim şeylerin bağımlısı olmalıymışım ömrümce. Sürgün yerine, hainliğime hainlik yapıştırdıklarını düşünüyorum. Tek bir odayı paylaşamıyor oluşum, duvarları gazete kâğıtlarıyla saklayışım, varıyordur illa ki bir yerlere… Biliyorum… Biliyorum. Bir olmak yetmiyor, parçalara bölmek gerekiyor. Ama, kurtulması kolay olur diye mi yoksa yetinmesi zor olduğundan mı? Anlamıyorum. Gözlerine bakamıyorum ki… Bir yangın fuları, en güvenilir koyda… Cehennemde bir bahar kıvılcımı; demiri o an ben icat ettim… Herkesin ellerinde ahşap sopalar, hepsi yandı… Bebek gibi tenleriyle geri döndüler, bir katilin masum olduğu kadar masumdular.

Tepesi kemirilmiş bir kurşun kalemi, canını çıkartana kadar sıktım… Sıktım ve çizdim. Sesi, yalnızlığı ve merhameti eskiz edene kadar… Baktığım her yerde fermanlar asılıydı, idam fermanları… Ona da anlam yükledim: intihar dilekçeleri modası… Kadınlara şık bir korse almalıydım kendime tavaftan dönerken, erkeklere ökse otuyla cilalanmış bir pipo… Okumaktan, anlamaktan uzak. Yaşamın tadına varmak… Yaşamla kafayı bulmak… İçinde bulunduğumuz anı yadırgamıyordum kuşkusuz, elimizde olan tek şey olduğuyla tahtalarımı kırmamıştım ama. Korkusuzdum, bugünden kırıp bacaklarımı, düne ve yarına sıçramakta… Biraz farklı kılalım bugünü! Bırak, deli desinler bize, bırak acır gibi baksınlar… Onun cazibesine burun kıvıralım. Küstah salonlarla dolsun bakışlarımız, gemiler ve dükkanlar arasında, vanilya kokusu çekelim içimize. Göğe bakmayalım! Yere bakmayalım! Denize bakmayalım!

Birbirimize, sakın bakmayalım…

Çünkü o zaman gerçek olur her şey… Ve diğerlerini görmek zorunda kalırız… Çünkü bir tanesini gördüğünde, diğerleri onu korumak için peşinden geliyor. Tüm o savaşlar nasıl başladı sanıyorsun?

Saçlarım ve bulutlar arasında bir DNA bağlantısı var… Derimi sökene kadar asıldığı günlerden, avuçlarım kadar kaldığı günlerden… Avuçlarımda bir şehir var. İçine giremeyeceğim kadar küçük, uzanıp çıkamayacağım kadar büyük… Nasıl bir sıkışıp kalmışlık ki, düşersen kabul etmiyor varlığını… Bu yüzden ayakta uyutulmaktan başka çaremiz kalmıyor zaman zaman. Aldanmak daha kolay geliyor temkinli olmaktan… Aldanıyorum, yüzüme bir kırlangıç vuruyor; aldanıyorum, kirpiklerimden birini azat ediyorum polen bahçelerine… O zaman, Persophone’nin meşalesiyle atlar akın ediyor şehre… Şahlanmış atlar… Nalları alınlarında iz yapmış, her birinin topuğunda iğneyle çizilmiş rakamlar…

Meşaleleriyle tuvallerime dokunuyorlar ve kuyularıma… Kuyu ile kuytu arasında hep bir harflik mektuplar saklamışımdır… Şimdi, hepsini yakıyorlar, bense yanarken parlar mı diye bakıyorum harflere? Hiçbir zaman aklımda tutmadım yazdıklarımı. Duydum çünkü onları, okumadım. Yalnız bunu durduramazdım… Yalnız Tanrının suikastına güçlü ordular oluşturamazdım… Tek sahip olduğum, kurşun asker adımları, cümlelerden bir kalkan ve lotuslardan bir çelenk; erkeğinin kafasını kopartan yusufçuk için…

Sadakati ben yanlış anlamışım. İnançları, aşkı, erdemleri yanlış tanımışım… Onlar, tek yönlü, ince bir yoldan ibaretmiş. İdareli kullanmalıymış, eksiği ve fazlası tahttan düşmekmiş farkına varmadan. İnançları, ben, inançları yanlış anlamışım… Terk edilmiş ruhların Tanrıyla hiçbir bağı yokmuş.

Tanrı, aynı zamanda meleğin de şeytanın da, ta kendisidir bu sularda… Bu suların üstünde, çıplak ayakla yürünebiliyor… Bir yelkenli sonra, bir yelkenli önce… Şimdi, bir sonsuzluk şimdisi;

Hoş geldin…

Kendi cennetimin yasak elması… Kendi cehennemimin kırık zebanisi…

Hoş geldin!


Sis..


Yok bir ruh
bu ağaçların arasında
Ve ben
bilmiyorum nereye gittiğimi

Octavio Paz





Zarındışındakikadın

Alıntı ile Cevapla