Tekil Mesaj gösterimi
  #157 (permalink)  
Alt 25-03-2010, 16:14
Orgon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Orgon Orgon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
CoSmiC VoiCe
 
Üyelik Tarihi: 16-12-2009
Mesajlar: 1,402
Alıntı:
non serviam´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Bu sitenin anarşist ağırlıklı -ya da öyle olması amaçlanan- bir forum sitesi olduğunu idrak edemeyen, hatta ve hatta hacker sitelere bu konuyu gösterip yetişin din elden gidiyor, satanistler site kurmuş bize saldırıyor, bakire bacılarımız katledilecek tarzı söylemlerde bulunan embesillere sesleniyorum; ne tanrı ne de şeytan yoktur, götünüzden ilah uydurmayın
Evet güzel olmuş, imzamı atıyorum.

Bir de niyeyse konu satanizmden çıkmış var diyerek allah kanıtladığını var sayan beyin özürlüler ortaya çıkıp konuyu allahın varlığına getirmişler.

Allah varsa şeytan yok mu? Var. EE size ne şart mı allah a tapmak bazıları da şeytana tapar o da insanüstü ölümsüz bir ilah? Benim putuma tapmıyor da öbür puta niye tapıyor. Muhabbete bak.

Şeytanın kökeni en eski mitlerde Seth e dayanır sizin kuran-ı kerim in allah ı da Amon a yani Ra ya veya Osiris e. Şeytan keçi baş gösterilir çünkü çöl tanrısı Seth keçi başlıdır.

Müslüman ve hıristiyan duası bitince Amen veya Amin der çünkü allah ının gizli ismi yani gerçek ismi Amon dur.

Bu mitoloji sittin sene gerilere gider. Uygarlık kurulduğundan beri köleciler aynı zamanda ilerlemecilerdir. Neye göre ilerleme? Hakim sınıfa, kral tanrı soyuna göre. Tanrılar arası savaşlar da buradan çıkmıştır daima. Uygar köleciler tamamen hakim olamazlar coğrafyaya elbet bu zaman alır. Onlar hakimiyetini kurup pekiştirene kadar özgürlük yanlısı veya kölelik dinine boyun eğmeyenler barbar olarak isimlendirilir. Tanrıları da şeytani bir isim verilerek lanetlenir bunun sebebi savaştır. Çöl tanrısı Seth başlangıçta kötü değildir ancak hızla büyüyen daha gelişmiş diğer krallığın tanrısı Osiris tarafından oğlu Horus ile yenilgiye uğradıktan sonra şeytan olur. Tabii ki bu tanrılar savaşı gerçek değildir burada anlatılan iki medeniyetin savaşıdır ve yenenler yenilenleri esir alıp tanrıları ile birlikte yargılayıp lanetlerler. Seth in düşüşü böyle başlar çöl kabilelerinin yenildiği ve köleleştiği gün yani.

Mısır medeniyeti çöktükten sonra bu inançlar ortadoğuya ve akdenize yayılır ortadoğu da musevilik daha batıda Roma etkisi ile hıristiyanlık gelişir. Yerel unsurlarla köken karışmış tanrılar isim değiştirmiştir. Fakat ritüellerde her iki unsuru da taşırlar.

Gerek ortadoğu da, gerek batı da bu sırada kölecilik ve onun medeniyeti yayılır, yeni islam ve hıristiyan imparatorluklar doğmuştur. Peki bunlar yüzde yüz herkesi kendine katabilmiş midir? Seth ölmüş müdür? Elbette hayır. Ortadoğu da melek tavus a olan pagan inanç, batı da hıristiyan baskıya rağmen devam eden roma dışı gelişmiş barbar kökenli pagan inançlar kölelik inancına karşı duruşunu sürdürür. Onlar tarafından şeytanın kulları olarak adlandırılmaları önemsizdir nitekim müslümanın tanrısı veya kilisenin tanrısı ona efendilik taslayan ve teslimiyet isteyen yapısından ötürü böyle adlandırmaktadır.
Bu dönemlerde her şey hala mistiktir. Doğa bilimi gelişmemiştir ve dolayısıyla her düşünce çeşitli mitsel kökenli ilahlara göre biçimlenir. Ortaçağ sona erene dek de böyle sürecektir.

Yani aslında şeytan ile tanrı arasındaki savaşın kökeni ezenlerle onlara ezilenlerin tepkisi olarak ortaya çıkmıştır. Güçlü olanlar genelde daha kurumsallaşmış, daha kalabalık daha merkezi örgütlenmeler olup, zayıf olanlar daha vahşi daha gözü pek ve daha az kaybedecek şeyi olan ve barbar görülen bölük pörçük çeşitli gruplardır.

İmparatorluklar yani kölecilik barbar kabileleri alt ettiğinde tanrılarını da köleleştirir. İmparatorluk merkezileştikçe zamanla tek otoriteyi sağlayacak tek bir ilaha itaat ı dayatmaya başlar. Bu tek ilah aynı zamanda imparatorluğun diğer tüm kentleri de artık denetimi altına almış bulunan mutlak otoritesini temsil eder. Bu önce kral tanrı dönemi ile başlar ki bunun örneğini yunan mitinde görürüz tanrıların bir de kralı olmuştur. Firavunlar döneminde ise kral tanrı kavramı henüz yoktur en güçlü olan diğerlerini ezer ve hakimiyetini ilan eder. Ancak hiç bir zaman yunan dan önce tanrıların bir emir komuta zinciri bulunmaz. Atina devletinin yönetimsel yapısı yunan mitolojisindeki olimpos tanrıları ile sembolize edilmiştir. Ondan öncesini kaos olarak adlandırırlar ve bu dönem kronos un Zeus tarafından öldürülmesiyle yani titanların esareti ile son bulur. Kronos ise bir nevi seth e dönüşür ve kötülükle ilişkilendirilir o kendi çocuklarını yiyen zamanın hakimidir ve Zeus onu alt ederek evrene yeni düzeni getirir. Bu Atina devletinin kuruluş aşamasının hikayesidir. Bu öykü Atina yıkıldıktan sonra Roma ya geçer ve Zeus Jüpiter adını alır. Atina da şeytan deniz tanrısı Poseidon ile ilişkilendirilir, o olimpos a pek gelmez, Zeus ile husumeti süreklidir ve atinanın düşmanıdır. Nitekim mitolojik kent kayıp atlantisin de düşmanıdır ve onu batırmıştır. Tüm deniz canavarlarının babasıdır. Atina nın kutsal koruyucusu ise Zeus un kızı athenadır ve zaten ismini kentten alır, ya da kent ismini Athena dan alır. Bir de zorba Ares vardır ki o aptal bir zorba savaş tanrısı iken Athena akıllı ve medenidir. Burada Atinanın hem köleci yani savaş yanlısı yanını hem de medeni yani filozofik yanını görürüz. Poseidon ise denizden gelen veya Atina dışındaki barbarları temsil eder.

roma da işler biraz değişir. Köleci ve yayılmacı roma da fetih çok önemlidir. Medeniyetten daha önemlidir. Dolayısıyla Mars birden önemli bir figür halinni alır, kökeni bereket ve bitki tanrısı iken Ares e dönüşür. Ancak Ares gibi aptal değildir çünkü Roma nın ahlak ve erdem sahibi dişi bir savaş tanrıçasına ihtiyacı yoktur. Tersine Mars Roma nın kurucusu olup, Romulus un da babasıdır. Fetihler ilerledikçe aileye yeni tanrlar da alınarak Roma pantheonunda yer bulurlar. Bu mitsel inançlarda da barbarlar ki zaten barbar kavramının resmi olarak ilk dile gelişi Roma dır, medeniyet dışı şeytani olarak nitelenir ve Roma nın aslen ekonomik çıkar ve köleciliğibn devamına yönelik olan eylemleri sonradan hıristiyan misyonerliğinde de yer bulacak olan kurtarıcılığa dönüşür. Yani efendiler, üstün nitelikli Roma lılar, bir milleti köle yaparak bu vahşileri şeytanlardan ve onların büyülerinden kurtarmaktadır. Bu şeytanlar Sezar zamanında İskenderden geriye kalan kleopatra nın Mısır ı da olabilir. Veya Roma dan önce İskenderin hem hayran kalıp hem de kurtardığını söylediği babil den geriye kalanlar da olabilir. Zaten Babil fahişesi kavramı da yuhanna nın rüyası olarak kıyamet gününün anlatıldığı bölümde incile geçmiş ve doğunun şeytanlığı olarak resmedilmiştir. Babil fahişesi de Babil kentidir. Çünkü onlar batının tanrılarına hiç tapmamış olan şeytana tapanlardır.

Ortaçağda Dante ilahi komedya da hıristiyanlık üzerinden yeni bir mitoloji yazar. Üslubu latin üslubudur zaten hikayedeki ustası da Vergilius dur ve Dante de italyandır. Burada cehennemin en dibinde en büyük işkenceye uğrayan kişi olarak Muhammedi görürüz. Dante ye göre Muhammed şeytana eşdeğerdir çünkü kurtarıcı İsa ya ve kilisesine ihanet etmiştir. Onun yüzünden şeytani bir din doğuya hakim olmuştur. Dante ye ve hıristiyanlara göre o dönem başedemedikleri en büyük düşman şeytandır ve biz onu islam dini olarak biliriz. Eğer Roma veya Bizans yıkılmak yerine islam gelişemeden yani ortadoğu halkları yeni bir bayrak altında yeni efendileri etrafında bir araya gelemeden ortadoğuya hakim olabilseydi; islam olmayacağı gibi az sayıda kalan inananları batıl dinlere inanan kişiler olarak bilinecekti. Batıl dinler de gerek islam da gerek hıristiyanlıkta şeytanın aldattığı doğru yolu bulamamış sapkınların inancıdır. Ortaçağ da engizisyon cadı teşhisi ile sayısız kadını, sapkın şeytani diyerek birçok düşünürü işkence ile öldürürken veya yakarken onları yeterli düzeyde inançlı bulmadığı için bu yolu kullanmıştır. Engizisyon ve ona bağlı feodaller isyanları bastırdıktan sonra azınlık halklara karşı da daima bu yöntemi uygulamıştır onlar şeytanın kullarıdır ve yapılan işkence diğer dünyada görecekleri azabı azaltmak içindir. Yani sözde iyi bir amacı bile vardır.

Bütün bu tarih göstermektedir ki resmi dine inanmayan her kim ise ki bu resmi din islam da olabilir hıristiyanlık da. Onlar şeytana aittirler. Öldükten sonra sözde onlara büyük azaplar vardır. Kölelik yayılmacılığı bugün kalkmıştır ancak inançları hala sürmektedir. Çünkü hala efendiler vardır. Efendilere itaat etmeyenler ise olsa olsa yoldan sapmışlardır. Köleler ve uşaklar açısından bu böyledir. Köleler ve uşaklar kendilerinin aydınlığı temsil ettiğine inandırılır ki efendisizlere uygulanan her türlü insanlık dışı düşünce sözde bir mantığa uyabilsin. Böylelikle elinde satırla dolaşan, onu bunu kesen, kezzap ile kadınları cezalandıran kutsal din tapınıcısı, kendi hastalıklı ruh haline bir mana yükleyebilir.

İşte satanizm de buradan doğar. Tarih boyunca satanizm denilen olgu, resmi dinin bastırmaya çalıştığı ötekileştirilmiş inançtır. Resmi din asla kendi içindeki fanatizme, ayrımcılığa,kurban törenlerine, yıkıcılığa aldırmaz. Binlerce insanın ölümü kaderdir ona göre. İkence gören, din adına cinayete kurban giden veya katliama uğrayanlardan da kendi varlığını sorumlu tutmaz resmi kölelik dinleri. Ancak birileri onların bilmediği başka yöntemlerle korkuyu ritüelleştiriyor, ayinlerinde ölümü ve kan ı kullanıyorsa bu şeytan tapınıcılığıdır. İşin ilginci şeytana taptığını veya satanist olduğunu söyleyenlerin de hiç biri neden satanist olduğunu bilmemektedir tıpkı tanrıya tapınanın neden tanrıya tapındığını bilmemesi gibi. Tanrıya tapınıcısı sözde bir şeytana karşı savaşıyordur ve sözde kendisi aydınlığın yolunda ilerlemektedir. Ancak aydınlığa insanca yaşam ve evrensel adalet manasında bir tanrı diyor isek o aslında kudurmuş bir satanisttir. Bir satanist ise görünüşte efendiyi reddeden, kendi hayallerini savunan bir tanrı karşıtıdır. Fakat onun bu karşıtlığını gerçek manada bir muhalefet olarak düşünürsek o da bu değildir, aslında o da gücü eline geçirmeyi arzulayan kudurmuş bir tanrı tapınıcısıdır.

Putların bitmek bilmeyen savaşı ile önümüzde gerçekleşen bu kukla tiyatrosunun asıl anlamı o kuklaların iplerini elinde tutanlardır.

Pekala. Bu mitin varsayılmış en temel noktaya indirgenmiş olan çelişkisine de bir göz atalım. Mitolojiye kulak verelim ve bu iki ilah dan hangisinin yolu daha aydınlık onu tespit edelim. Fakat gerçekte tüm ilahların uyduruk putlardan ibaret olan karanlığın ve bilgisizliğin korku yoluyla yayıcıları olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.

Tanrı, bir gün insanı yaratır. Ona ruh verir, akıl verir, fakat bilgi vermez. İlahları çağırır ve saygılarını sunmalarını ona yardımcı olmalarını ister. Başmelek bu yeni yaratığa bakar ve onu zayıf bulur. Onun iyi olamayacağını söyler Tanrı öfkelenir ve kendi yaratımına olan bu saygısızlığa içerleyerek başmeleğe yanıldığını söyler. Başmelek yanıldığını kabul etmez ve tanrı ile tartışmasını sürdürür. Tanrı onu huzurundan kovar ve başmeleğin bu davranışının kendisi için affedilemez bir ihanet olduğunu öne sürer. Başmelek yanılmadığını ona kanıtlayacağını söyler, insanın saygı duyulacak bir kudreti yoktur ısrarını sürdürür. Tanrı da onu başmeleklikten alır ve yalnız bırakır çünkü artık yolları ayrılmıştır. Ancak bu günden sonra başmelek ne dedi ise hepsi gerçekleşir. İnsan önce cennetten kovulur çünkü bilmediği için kolayca ikna olur. Tanrı insana hiddetlenip onu cennetten kovduğu gün aslında insana ihanet eden kendisidir ve yenilmiştir. Kudreti işe yaramaz çünkü başmelek önceden söylediği gibi onu kandırır ve insanın zavallı olduğunu kanıtlar. Tanrı bu iddiayı kaybettiğini kabul etmek yerine bir dünya yaratıp insanı oradaki ölümlü bir yaşamda aciz ve çaresiz kılar. Onu lanetlediği başmeleğin ellerine teslim eder ve durmadan zorluklara direnmesini emreder. İnsan ise ne başmeleğe ne de tanrıya tenezzül eder daima iki arada bir derede kalarak yaşamaya çalışır. Başmeleğe olan gönül borcu tanrıya olanlardan daha fazladır daima, şeytan ona iyi ve kötünün ne olduğunu daha cennette iken göstermiştir. Şeytan prometheus olur zeus dan çaldığı ateşi ona getirir. Cennette bilmek nedir onu gösterir. Şeytan olmasa insan kurulu bir program gibi sadece kendisinden beklenenleri otomatik yapan bir şeye dönüşecek ve hayvanlardan farksız olacaktır.

Bu mitoloji bize efendilerimizin izni dışında üstümüze vazife olmadığı söylenen şeylere yönelmememiz gerektiğini aşılamaya çalışır. Tanrı yasak demiş ise bilgi ağacının meyvesini merak etmemeliyiz. Oysa şeytan der ki sen bilgisiz doğduğun, ilahi kudretlerden ve bilgiden arındırıldığın için zayıfsın zaten ve bilirsen tanrı sana kızmaz korkma. Ama böyle olmaz tanrı kızar ve şeytana yaptığı gibi insanı da huzurundan kovar. Çünkü o efendidir ve eylemleri sorgulanmamalıdır. Hikayenin özü budur, sorgulama itaat et. Satanizm ise bu noktada temelinni bulur. Şeytan olmasaydı ben zaten hiç idim ve tanrı mükemmellik olsa bile o benim yaşantımın doğrudan bir parçası değildir. Yargılama sırası bizdedir.

Bu açılardan bakıldığında çok da manasız değil. Kölelerin tanrılara sorgusuz sualsiz zavallıca boyun eğişinin hiç bir zaman insanlık olmadığı gibi.

Bütün bunlar mitoloji. Mitolojiler asla tanrıları haklı çıkarmamıştır bugüne dek. Çünkü onların yazılış amacı en başından beri asıl kutsal olanın insan olduğunu göstermek olmuştur. Ancak yazık ki onları okuyanlar onları yazanlar kadar bilge olmadığı için, orada yazılı olan emirlerin içeriğindeki zorbalığın eleştirisini anlayabilecek kapasiteleri yoktur ve emirleri kölece zavallılıkları için ağlayıp yalvararak; aciz bir biçimde efendilerinin ayaklarına kapanıp sürünerek merhamet beklemektedirler.
Alıntı ile Cevapla