Tekil Mesaj gösterimi
  #2 (permalink)  
Alt 19-12-2009, 12:07
nasti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
nasti nasti isimli Üye şimdilik offline konumundadır
necronomicon
 
Üyelik Tarihi: 12-02-2009
Yaş: 21
Mesajlar: 61
Biyolojik olarak evrimin tanımı,tüm canlıların uzak bir geçmişte yaşamış ortak bir atanın değişim geçirmiş nesilleri olduğunu savunan bir teoremdir.Bu teorem,bizlerin,maymun benzeri atarlın neslinden geldiğimizi ve sonuçta onların daha da ilkel hayvanlardan meydana geldiğini iddia eder.

Yani hepimiz tek bir ortak atadan meydana geldik bu tanıma göre. Zamanla bu ata evrim geçirerek yeni türlerin doğmasına yol açmıştır.

Darwin’ci teoremin savunucuları eleştirilere cevap verirken,bazen ‘evrim’in basitçe zaman içinde değişim olduğunu savunurlar.Ancak bu,bir bahane ile eleştirilerden kaçmak demektir.Aklı kafatasında olan hiçbir insan değişim gerçeğini inkar etmez ve bunu gözlemleye bilmek için Darwin e hiç de ihtiyaç yada gerek yoktur.

Eğer evrim gerçekten de basitçe zaman içinde değişim demek ise bunun tartışılacak bir yanı yoktur.Fakat kimse evrimin basitçe zaman içinde değişim olduğuna inanmaz.Diğer bu bahaneye göre daha az kaçamaklı sav hatta mit ise değişimle türemenin gerçekleştiği savıdır.

Neyse asıl konumuza geri dönelim.

Evrim filmi olan Fantasia’yı bir çoğunuz izlemiştir.Ama gene de bir hatırlatayım. Başlangıçta dünya volkanik bir faaliyetle kaynar.Kızıl alevli lavlar denize karışır,bir yandan gökyüzünde şimşekler çakılırken bir yandan da buhar bulutları oluşturulur.Kameralar yavaşça aşağı iner ve okyanus dibine ulaşır.Derken birden tek hücreli hayvanın hareketleri ekrana gelir ve ta ta artık hayat başlamıştır.

Bu video o zamanlar hayatın başlangıcı hipotezi olarak bilimin düşüncesi olmuştur.50’li yıllarda Miller ve Urey ilkel yeryüzü atmosferine benzediğini düşündüğü bir gaz karışımına elektrik kıvılcımı göndererek canlının yapıtaşlarından bazılarını üretir.

Miller bu deneyi kapalı bir deney tüpünde ve oksijenden muaf bir gaz karışımı ile yapmıştır. Hayat için oksijeni zengin bir atmosferin olması gerektiği eğilimindeyiz fakat Miller deneyi paradoksal bir biçimde oksijensiz bir ortamda üretilmesi gerektiği yönünde.

Canlı enerji için oksijen kullanırken diğer taraftan organik molekülleri sentezlemelidir,aksi halde canlı büyüyemez,üreyemez,iyileşemez. Ama burada ilginç bir durum var. Solunum için gerekli olan oksijen organik sentez için ölümcüldür. Şöyle ki kapalı bir sulu gaz(CH4) tüpün içinde ki bir elektrik kıvılcımı bazı ilginç organik molekülleri üretebilir,ama ufak miktarda bile olsa oksijen tüpte bulunsa,kıvılcım bir patlamaya yol açar. Yani organik molekülleri parçalayan solunum,onları üreten sentezin tersidir.Organik kimya ve biyoloji dersinden hatırlayın solunum işlemine ‘oksidasyon’ sentez işlemine ise ‘indirgeme’ denir.

Bu şekilde oksijen organik bileşikleri parçalaya bileceği için deneyler esnasında oksijen uzak tutulmakta ve kapalı kaplar kullanılmakta.Fakat hayatın başlangıcında oksijensiz ortamı hazırlayacak ne kimyagerler nede kapalı kaplar vardı.Bu yüzden ilkel atmosferde ufak da olsa oksijen bulunmamalıydı aksi taktirde sentez olması mümkün değildir.

Şu anki atmosfer büyük oranda oksitleyicidir fakat ilk atmosfer için tam tersi ileri sürülmüştür. Metan(CH4),Amonyak(NH3),Su buharı(H2O(g)) ve bol miktarda Hidrojen gazından oluşan indirgeyici bir atmosfer.

Miller bu gaz karışımına elektrik kıvılcımı gönderdi ve birkaç gün sonra suyun koyu kırmızı ve bulanık olduğunu gördü.Kimyasal analiz ile proteinde bulunan en basit aminoasit olan glisin ve alanini buldu.Deneyler tekrarlandıkça canlılar için önemli bazı aminoasitler ve canlı organizmasında bulunmayan basit organik bileşikler gözlemlendi az miktarda.



Doğada serbest oksijen üretim kaynağı sadece fotosentez değildir. Güneş ışınları su buharını

Bileşenlerine ayıra bilir ve bu duruma fotoparçalanma denir.Hidrojen hafif olduğu için uzaya kaçar oksijen ise atmosferde kalır.

Bir takım bilim adamı fotoparçalanma ile üretilen oksijenin günümüz oksijen miktarının binde bir hatta daha azı olduğunu ileri sürer.

Miller yaptığı bir konferansta ilkel atmosferde oksijen bulunmadığını söyler ama aynı yıl bir bilim adamı bundan 3,7 milyar yıl önceki en eski kayalardan itibaren dünyanın oksijenik bir atmosfere sahip olduğu yönünde kanıtlar bulmuştur.Hatta bu bilim adamı ilkel atmosferin oksijenden yoksun olduğunu savunmak salt bir dogmadır demiştir.

Zamanla Millerin ilkel atmosferinin yanlış olduğu kanısında birçok bilim adamı birleşti.

Ve daha sonra Holland ve Abelson adlı bilim adamları dünyanın ilkel atmosferinin volkanik gaz patlamalarından meydana geldiğini ve esasen su buharı ve,karbondioksit,nitrojen ve hidrojenden oluştuğu sonucuna varmışlardı.Hidrojen hafif olduğu için uzayda kayboluyor,nitrojen ve karbondioksiti indirgeye bilecek yani metan ve amonyağı oluştura bilecek Hidrojen kalmıyordu.

Dahası az miktarda amonyak oluşa bilse bile güneşten gelen mor ötesi ışınlar ile bileşenlerine ayrışması gerekir. Bunla da kalmıyor metan ilkel atmosferde bulunduysa ilkel kayaların büyük miktarlarda organik moleküller içermesi gerekirdi.Tabi durum böyle değil.

Öte yandan ilkel dünya hidrojeni uzaya karışıp sistemden uzaklaşırken miller deneyinde hidrojen tüpün içinde sistemin hep bir parçası olmuştur.

Daha sonraları belki de su buharı,karbondioksit,nitrojen miller deneyini destekler umudu ile deneyler yapıldı fakat sonuç tam bir fiyasko oldu.Hiçbir aminoasit üretilemedi.Yani ilkel atmosfer olan karbondioksit,nitrojen ve su buharı aminoasit üretemiyordu.



Bu şekilde hayatın başlangıcının ispatı olarak gösterilen Miller deneyinin yanlış olduğu ispat edilmiştir.



Balder Nasti


Taş var köpek yok
Taş yok köpek var
Taş var köpek var
Ama kralın köpek
Sıkıysa at taşı
Alıntı ile Cevapla