
içindeki terimlerin bu kadar çok olduğunu farkedemedim,pardon...
Alıntı:
İnsan davranışlarında doğuştan gelen faktörlerin rolünün ne olduğu sorusunun cevabının verilmesi kolay değildir. Savaşmaktan sevişmeye, çalışmaktan ibâdete kadar pek çok davranışın, öğrenmenin yani kültürel etkilerin sonucu oluştuğu düşünülmektedir. İnsanlarda prenatal hormonal etkilerin doğum sonrası cinsel davranışları etkileyebildiği bilinmektedir. Ayrıca bazı davranış örüntülerinin evrenselliği, sabit eylem örüntüsüne benzer motor örüntülerin ve bâzı nispeten karmaşık motor örüntülerin öğrenme söz konusu olmaksızın varlığı, insanlarda da doğuştan getirilen davranış kalıplarının bulunduğunu göstermektedir. Genel olarak zeka düzeyinin gelişmesinde sadece eğitim ve öğretimle izah edilmesi mümkün olmayan genetik bir komponent vardır.
Derin tendon refleksleri, göz kırpma tepkisi, irkilme cevabı gibi basit davranışların yanı sıra, bütün insanlarda ortak birtakım dürtü ve ihtiyaçlar vardır: Açlık, susuzluk, cinsellik gibi… Ayrıca, insanın ihtiyaçları basit bir hayvanınki gibi sınırlı da değildir. Hangi kültürel seviyeden olursa olsun, bütün insanların toplumsal temas ve duygusal paylaşım gibi ihtiyaçları vardır. Kompleks insan davranışlarının evrenselliğinin en güzel örneklerinden biri de heyecanların dışa vurulmasıdır. Öfke, korku, neşe gibi yaşantıların yüze yansıyan ifadesi hiç alakasız ve birbirleriyle temasta bulunmamış kül¬türlerden gelen insanlarda aynıdır ve bu da, duyguların dışa vurulmasının güçlü kalıtımsal yani doğuştan getirilen faktörlerin etkisi altında olduğunun delilidir. Yüzsel motor örüntü de farklı kültürlerde benzerlik gösterir. Bazen insanlarda da hayvanlardaki yer değiştirme aktivitesine benzeyen davranışlara rastlanır [stres altında iken veya zihinsel bir çatışma yaşarken gerinme, saçlarıyla oynama gibi].
|
Evrim süreci içerisinde atalarımız bulundukları çevreye adapte olabilmek için bazı adaptif davranışlar geliştirmişlerdir.Üreme ve hayatta kalmayı sağlayacak davranışlar kalıtsal özellikler kazanırken,bunu desteklemeyen davranışlar aktarılmamış.bazı davranışların evrenselliği de (mutluluk anında gülümsemek,kur davranışları…) bunu desteklemektedir.bunlar uyaranla karşılaşıldığı anda harekete geçer.bir hayvanın avcıyla karşılaştığında ‘donması’ ya da ‘kaçması’ gibi…ve bu mekanizmalar beynimizde mevcuttur.
Alıntı:
Bütün bunları dikkate alınca, binlerce senedir mistiklerin, peygamberlerin ve şimdiki anlayışımıza göre bazı “psikotiklerin” bahsettikleri evrensel – külli bilginin [tasavvuftaki Levh-i Mahfûz] içimizde mevcut olduğundan, en azından ona ulaşacak beyinsel holografik mekanizmaların varlığından bahsetmek mümkündür. Ulaşım da meditatif aktiviteler [transcendence: mistik, artistik yaşantılar, vecd hâlleri], birtakım özel teknikler ve sembolik-allegorik düşünce ile mümkündür. Oraya kortikal lineer – rasyonel – seri işlemli mantıkla ulaşılamaz. Mistik ve meditatif disiplinlerin hepsi bu bölgeyi bombardımana tabi tutarak düzenleyen, ayarlayan tatbikatlardır: Zikir, ritüeller, ritüelik grup aktiviteleri, bireysel veya kollektif trans halleri, yoga vs. Hz. Muhammed’in de, Buda’nın da, Lao Tse’nin de, yaptıkları da oraya ulaşmaktı. Bu sayede bütün evrimsel yani külli bilgiyi tattılar. Ama Hakikat konuşma lisanına dökülemez ki! Hallâc’ın “En-el Hakk’ını”, hani ifade yerindeyse Allah’ı [isteyen buna Tanrı, God, Yehova, İç Gerçeklik vs. diyebilir] tarif etmek, yani hippokampal ve üst kortikal konuşma lisanına tahvil etmek gayri mümkündür. Yaşantılar söze dökülemez ama birer ruh hali olarak yaşanabilir ancak.
Amigdala işlevinin sâdece korkma-hazzetme, cinsellik-iğrenme gibi Yin-Yang tarzı en temel ve ilkel dürtüleri ortaya çıkarma olduğu zannedilirken, son senelerdeki sinirbilim araştırmaları burasının aynı zamanda arkaik ve filogenetik hafızanın da merkezi olduğunu ortaya koydu.. Amigdaladaki bilgiye rasyonel düşünceyle veya mantıkla ulaşmak mümkün değil ama meditasyonla, vecit hâlleriyle sembolik düşünceyle aktive etmek mümkün.
|
Beynimizdeki bazı merkezleri(herkesin ulaşamadığı) mediyatif aktivitelerle (yazıda geçen zikir, ritüeller, ritüelik grup aktiviteleri, bireysel veya kollektif trans halleri, yoga…) aktif hale getirmenin ve oradaki bilgiye ulaşmanın mümkün olabileceğinden bahsediliyor.
Amigdala’nın sadece ilkel duyguların(yeme,içme,susama,cinsellik...) merkezi olmaması ve arkeik,filogenik(geçmiş ve evrim geçmişi) hafızanın da bulunduğu yer olması;bu görüşün temelini oluşturuyor.Bu merkeze somut,gerçekçi işlemeyle ulaşmak mümkün değil;ancak mistik aktiviteler bu bölgeyi uyarmaktadır.
peygamberlerin,buda'nın,mistiklerin... yaptıklarının oraya ulaşmak olduğunu ve evrimsel bilgiye ulaştıklarını anlatmış.fakat yaşanılan bu tecrübenin dile dökülemeyeceğini (dilsel kapasitemizin buna yetmeyeceğini) ifade etmişler.