Alıntı:
|
Adalet denince nedense çoğunuzun aklına sistemler ve bunların içindeki adli durum yani yasalar ve mahkemeler geliyor. O kadarla sınırlı mıdır adalet? O zaman adalet kavramını belli bir zümrenin eline mi vereceğiz? Herkesin içinde bir adalet merkezi var, bu bireysel olarak ne kadar işliyor? Siz, adil misiniz mesela?
|
Birey nasıl modern anlamda adil olabilir? Kişinin diğer bireyleri de ilgilendiren bir konuda (ki adaletten bahsediyorsak bir de topluluk gerekli) tek başına belli yargılara varabilmesi ve karar verebilmesi gerekiyor adaletten dem vurabilmek için. Her bireyin eşit haklara sahip olduğu ve kendini temsil edebildiği bir toplumda başkalarına karşı adil olmak kavramı da anlamını yitirmez mi? Elinde diğer insanların kaderlerine müdahalede bulunma hakkı olmalı ki onlara karşı adil olduğunu iddia edebilesin. Bu açıdan adalet veya adil olma kavramını otoriteyle özdeşleştirmek çok normal. Hak-kaniyet kelimesindeki "hak" tanrıya göndermede bulunmaz mı?
Adil: ~ Ar cādil [#cdl fa.] denge gözeten, adaletli adl
Adl : ~ Ar cadl [#cdl msd.] adalet, hak gözetme < Ar cadala dengeledi, eşitledi, adil idi
Öte yandan kökene baktığımızda adil kelimesinin dengelenmiş, eşitlenmiş anlamlarına geldiğini görüyoruz. Yani kavram dönüp dolaşıp eşitlik olgusuna dayanıyor. İçimizdeki adalet merkezi kavramı, toplumun bireyden önde tutulduğu ve herkesin toplumda eşit rol aldığı ilkel-komünal dönemdeki yaşam biçiminden kalma olması muhtemel. Ancak bu eşitliği sağlama görevinin toplumun tamamından alınıp otorite erklerinin tekelinde geçmesi ile kavram epey bir anlam kayması yaşamış görünüyor, birde tanrı olgusu eklenince işin içine tam bir plastikleşme söz konusu. Şu an durum modern hukuk sistemleriyle çözülmeye (ya da öyle gösterilmeye) çalışılsa da her şey giderek daha karmaşık ve saçma sapan bir hal alıyor. Adalet kurumuna işiniz düştüyse bolca sabır, iyi bir şans ve iyi bir avukata ama en güzeli bolca paraya ihtiyacınız var, aksi takdirde haliniz duman.
Bu yeni sistemlerle her geçen gün daha da özgürleştiğini sanıyor insanlık, artık hırsızlık yapanın kolu kesilmez, padişah katle ferman veremez, her şey hukuk çerçevesinde “adil” bir biçimde çözülür çünkü. Ancak kaçırılan bir nokta var bu da denetleme kavramı; gelişen teknolojiyle denetleme kavramı hayal edilemeyecek boyutlara taşındı, artık hemen hemen herkes izlenebiliyor, fişlenebiliyor ve yakalanabiliyor. En faşist bilim dallarından biri olan iş etüdünde bile şöyle bir kural vardır: denetlemeyi artırdığınız oranda kuralları gevşetmek gereklidir der. Yani her anını kamerayla gözlediğiniz bir işçiyi 3 defa işten kaytarırken yakaladığınızda ceza verirseniz sistem çöker, ancak günde 4 defa denetlediğiniz bir işçiyi 3 defa kaytarırken yakaladığınızda ceza verebilirsiniz ve sistem işler. Peki, yasalar ve hukuk sistemi denetlemenin genişlediği oranda yetki alanını daraltıyor mu, hayır. Bu yüzden modern demokrasilerde tahakküm gitgide artıyor ve ağırlaşıyor, biz özgürleştiğimizi sanadururken.