Tekil Mesaj gösterimi
  #2 (permalink)  
Alt 17-08-2009, 05:11
RoNiNeX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
RoNiNeX RoNiNeX isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Ebedî Arıza...
 
Üyelik Tarihi: 04-10-2008
Nerden: Şehr-i Şirin İstanbul
Yaş: 32
Mesajlar: 138
Blog Başlıkları: 17
Standart İYİLİĞİN ve KÖTÜLÜĞÜN ÖTESİNDE ( II )

“Bir tek hikâye vardır bu dünyada. Bütün romanlar, şiirler içimizdeki o bir türlü sona ermez iyiyle-kötü yarışı üzerine yazılmıştır. Bana sorarsanız derim ki kötülük ölür ölür dirilir, iyilik ise ölümsüzdür. Kötülüğün daima taptaze bir çehresi vardır, iyilik ise yaşlıdır, dünyada en fazla saygıya lâyık şeydir.”

Saygıdeğer Staınbeck Usta gibi Aısopos’da bu iki kadim karşıtlığın anlaşılmazlığından yakınarak konuya değinir ve hatta öncelik verir, ona göre: Kötülükler her daim insanîn yanı başında yer alırken, iyilikler Olympos’un Efendisi Zeus’un katındadırlar ve İnsanlığa çok uzun aralıklar ile ulaşırlar ancak...

Her iki örnek ele alınan tezi son derece açık, basit ve keskin hatlarla açımlıyor; evet, ‘iyilik’e sahip değiliz, hiç olmadık... En azından bu yerkürede...
Tuhaf olan, her türlü olumsuzluğu bu bünyede barındırırken hala ‘iyilik’e duyulan bu özlem: O dereceye varabiliyor ki bu özlem kimi zamanlar bu uğurda adanmış-harcanmış yaşamlara dahi rastlayabiliyoruz... Bunun tuhaflığı neden sorgulanmıyor? Her şeyde -ki böylesi insanlık tarihinde köklü değişiklikler yapabilecek, birçok bilinmezi gün ışığına çıkaracak bir konuda dahi sürdürülen bu alışmışlık, yılgınlık ve bunca kanıksanmış bilinçsizlik neden?

‘İyilik’in ulaşılmazlığı neden? Ne zaman bu duyguyu tatsam benden uzak olduğunu hissediyorum; ona duyulan sahiplenme arzusu çok baskın... Yine de bu duyguyu her tadış yanında bir boşluk hissini de taşıyor: Sanki “bu tattığın ‘gerçek’ ama sana ait değil” diyor gibi tuhaf bir olgu... Dolayısıyla bu yerküreye ait olmayan bir yerden gelmişçesine uzak bizlere iyilik; yalnızca tadabileceğimiz ve asla doyuma erişemeyeceğimiz, göstermelik bir gerçeklik o… Çok eskilere, kökeni insanlığın başlangıcına dayanan, her zaman duyumsamaktan mutlu olduğumuz lâkin içten içe bizi yapmaktan tedirgin eden şey iyilik: Evet, bu tedirginliği bilinçaltımızda taşıyoruz her ne kadar dile getirmesek de... Ne yazık ki insanlık tarihi böylesi sessiz takıntılarla gizli yığınla gizemi barındırıyor...

Yüz binlerce yıllık insanlık öyküsü bir yana, 2000/3000 yıllık analiz edilmiş ‘yazılı tarih’e rağmen hala üstesinden gelemediğimiz duygular ve kavramlarla (İyilik ve Kötülük gibi) yasıyoruz... Kim bilir belki de 21. yüzyılın altın neslinin komik buhranlarının, sıkılganlıklarının temelinde de bu irdelenmemiş gerçekliklerden başka bir şey yoktur; bir de dile getirilebilse... Bu durum yadsınmamalı doğrusu, zira kendini ifade edemeyen dimağların ifade bulamamış duygularla etrafta beyhude gezinip durmalarından daha olağan ne olabilir! Bu yüzyılı ‘Çözülüş’e hazırlayan itki de bundan başka bir şey değil... Ne utanç verici, bilgi çağının fertleri açısından...

Zamanın, inancın, erdemin anlamsızlığıyla, dile getirilmeyen alışkanlığıyla sürüncemede geçen uzun yüzyılların hazmedilememişliğini daha fazla taşıyamayacak zihinler... Bir şeylerin ifade bulması gerekiyor…

Bir Nesil Kimliğini Bulmalı…
Yorum Güncesi (III)


03.8.2004 [23.40]


Schopenhauer, Nietzsche, Cioren, Pavese ve envai çeşit kötümserleri benim gelişime hazırlık yapan müritler olarak görüyorum...
Alıntı ile Cevapla