Fatsada bir Terzi vardı...
Terzi Fikri, Fatsa halkıyla birlikte Fatsa ya öyle bir elbise dikti ki, diktiği elbisenin benzersizliği, ürkütücü güzelliği unutulmuyor; unutturulamıyor. Geçmişin faşist, eli kanlı katillerinin öldükten sonra neredeyse demokrat ilan edildiği günümüzde, geçmişte sosyalist şimdide sol liberal olan demokratların, bütün çabalarına, militarist oligarşinin işkenceyle, hapisle, faili meçhulle bütün korkutmalarına, gözdağı vermelerine, katletmelerine rağmen hatırlanıyor. Çığ gibi, sel gibi coşarak nesilden nesile gün be gün tutuşturduğu mücadele ateşi sönmüyor, söndürülemiyor.
Toplumsal kollektif bilincin nasıl oluşturulacağının, demokratik yönetim yapısının nasıl olması gerektiğinin önemli bir örneğidir Fatsa. Halkın içinden çıkan, aydınlanmanın yarattığı lügat dışında, sadece sanal bir yanılsatma olan insanlığı değil; karın ve özel mülkiyetin olmadığı bir dünyanın insanlığını, ilkel komünist toplulukların insanlığını merkeze koyan, bununla yetinmeyip pratikte kollektif demokratik yapılanmayı hayata geçiren, kapitalist militarist devlet aygıtına karşı işçisiyle, köylüsüyle, memuruyla, esnafıyla, yoksuluyla, erkeği, kadını, çocuğuyla coşan, sel olan; tankın, topun, merminin, işkencenin karşısında boyun eğmeden gülümseyen, bir yıldızdır, bir şiardır Terzi Fikri.
Ölümünün yirmidördüncü yılında Terzi Fikri’ yi bir kere daha bütün devrimci duygularımızla anıyoruz. Onu unutmadığımızı ve devrimci özgürlük tutkumuz varolduğu sürece unutmayacağımızı, karşı olduğu, mücadele ettiği oligarşik sisteme gösteriyoruz. Fatsa’ da yaptıklarını bir daha hatırlatmak istiyoruz...
70’li yıllar Türkiye’nin Amerikan emperyalizmine göbekten bağlandığının katmerlendiği , emekçi kesimlerin günden güne ezildiği ve öğrenci hareketlerinin, grevlerin, devrimci başkaldırıların yaşandığı; buna karşılık emperyalizmin ülkedeki işbirlikçisi hükümetlerin, oligarşinin, faşizmi sınır tanımadan uyguladığı, devrimcileri ve emekçileri katlettiği, halka korku salıp, ülkenin bir iç savaşa sürüklendiği yıllardı. Birçok ilde katliamlar yaşanıyordu. Malatya, Maraş, Sivas, Çorum bu illerde yaşayan insanlar yıllar boyu kardeşçe birarada yaşamalarına rağmen faşist tertipler sonucunda birbirine düşürülüyor, alevi-sünni çatışmasına kurban ediliyorlardı.
Çorum’da da alevi-sünni halk birarada yaşıyordu. 1980 yılı Haziran’ında ülkücü faşistler tarafından başlatılan olaylar, Temmuz’a gelindiğinde katliama dönüşecek ve Çorum yakılıp yıkılacaktı.
Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ise büyük bir pişkinlikle “Çorum’u bırakın, Fatsa’ya bakın!” diyecekti. Belli ki Fatsa için katliam emri verilmişti; “nokta operasyonu” için düğmeye basılmıştı.
Fatsa Karadeniz’in şirin bir kıyı kasabasıdır. Halk geçimini fındıkçılıktan ve denizden sağlamaktadır. 1970’li yıllarda devrimci sosyalist üniversiteli gençlerin sık sık ziyaret ettiği ve köylüyü bilinçlendirdiği bir yerdir Fatsa. 30 Mart 1972’de Tokat’ın Kızıldere köyünde öldürülen devrimcilerden Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz’ın kasabasıdır Fatsa.
1980’e gelmenin eşiğinde Türkiye’nin birçok kasabasında olduğu gibi, geçimini tarımdan sağlayan halk, tüccarların ve tefecilerin eline düşüp yoksulluğun pençesinde kıvranmaktaydı. Bu tabloya bir de karaborsa ve faşist saldırılar eklenince nefes alınamaz bir ortam olusmuştu. Devrimci Fatsa halkı bu gidişata 14 Ekim 1979 tarihinde yapılan belediye başkanlığı seçimleriyle son verdi. Halkın içinden çıkan emekçi, devrimci bağımsız aday Fikri Sönmez 3096 oyla belediye başkanı seçildi. 1978-79 yıllarında “Fındıkta Sömürüye Son” mitinglerinin aktif örgütleyicisi olan Fikri Sönmez Fatsa halkıyla yönetime geldi. Böylece Fatsa’da halkın yönetime katıldığı, demokratik bir idare şekli ortaya çıktı. Kısa dönemde büyük işler başarıldı. İlk iş olarak mahallelerden “Halk Komiteleri”nin seçimi yapıldı. Böylece halk yerel yönetimin öznesi haline geldi. Halk Komiteleri’nin seçimi o mahallede oturan kadın, erkek isteyen herkesin katılımıyla demokratik bir biçimde gerçekleşiyordu.
Halk komitelerinin görevi esas olarak o mahallede yapılan toplantıda kararlaştırılan belediye hizmetlerini yürütmek, halkın ihtiyaclarını rayic fiyatlarla-karaborsa fiyatina karsi- karşılamak, mahallenin yol,su,elektrik,kanalizasyon gibi sorunlarını çözmekti. Halkın yönetime tam katılımının gerçekleştiği kollektif bir yönetim ortaya çıkmıştı. Fakat yapılan işler sadece belediye hizmetlerini kapsamıyordu. İlk önce “Çamura Son Kampanyası” düzenlendi. Tam bir imece üsulüyle çalışan halk; işçisi, memuru, köylüsü, öğretmeni, genci, yaşlısıyla Fatsa’yı çok kısa bir sürede çamurdan kurtardılar. Daha sonra karaborsayla mücadele başladı. Karaborsa mal depolarının yerleri halka önceden haber verilerek teşhir ediliyor ve halka rayiç bedelden mal satılıyordu. Yapılan hizmetler bununla sınırlı kalmıyordu. Halk Kültür Şenliği düzenleniyor halkın talebinin yalnızca ekmek değil gülde istediği biliniyordu. Belediyenin bütçeden ayırdığı ödenekle 8 Nisan 1980’de “Fatsa Kültür Şenliği” başladı. Şenliğe birçok tanınmış yazar, sanatçı, gazeteci ve bilim adamı katıldı. 19 bin nüfuslu Fatsa’da, şenliğe katılanların sayısı 40 bine ulaşmıştı. Adeta toplumsal ve kültürel bir devrim yaşanıyordu. Halk Korosuyla, Cocuk Korosuyla, Tiyatrosuyla.
Şenliğe katılanların. Terzi Fikrinin Fatsasına dair gözlemleri şöyledir.
Tuğrul Eryılmaz: “Avrupa’da bir kıyı kenti sanabilirdiniz Fatsa’yı…Beni etkileyen şu: O zaman 30 yaşımı geçmiştim, çocuk değildim. Hiç öyle bir harekete katıldığımı hatırlamıyorum.”
Ahmet Akabay: 7’den 70’e, çocuğundan, başı sarıklısından, sakallısından, normal bildiğin medeni görüşlü insanlara kadar, herkesin ağzında bir Terzi Fikri ve bir coşku; sokaklar, gece 12’lere 1’lere kadar çok ciddi bir festival var ve herkes bayram yapıyor.”
Pertev Aksakal: “Fatsa’da o gün sokakta gezen şunu görüyordu: Herkesin yüzü gülüyor. Bir güleryüzlülük var; bir güven var; bir dayanışma var; bir paylaşma var. Çorum Türkiye’nin karanlık yüzünü; Fatsa aydınlık yüzünü gösteriyordu. Anti-faşist mücadelede yer alanlar için Fatsa bir kurtuluş, nereye gideceğimizi gösteren bir aynaydı. Kendisini görüyordu orada.”
Yazgülü Aldogan: “Giderken neyle karşılaşacağimızı bilmiyorduk. Merak ediyorduk açikçası...Müthiş bir huzur iklimi vardı. Asayişlik bir sorun yoktu. Tam tersine gece şenlikler bittiği zaman mesala biz, bir toplantıdan çıkıp deniz kenarında oturup birşeyler yeyip içiyorduk, tekrar otelimize dönüyorduk. Gecenin 1’inde 2’sinde kentin içinde dolaşıyor ve en ufak rahatsızlık ve korku duymuyorduk….
Bütün o kasabanın hareketiydi. Genc, erkek, kadın, çoluk çocuk hepsinin içinde olduğu bir hareketti. Bu kadar topyekün halkın katıldığı bir hareket ben bir daha görmedim.”
Nasıl ki Paris Komünü dünyayı sarstıysa, Fatsa da Türkiye’yi sarstı. Fatsa halkın gerçekleştirdiği devrimdi ve yerleşik düzene, oligarşiye tersti. Emperyal güçlerin istediği Türkiye’de sadece onların yararına olacak iç çelişkilerin olması, olgunlaşması, olgunlastırılmasıdır. Bunun haricinde vuku bulacak devrimci iç çelişkiler, onların Türkiye’yi kendilerine amade bir pazar olarak sömürebilmelerinin önünde engel teşkil eder. Devrimci ve sosyalist hareketlerin engellenmesi adına içerdeki işbirlikçilerle birlikte kapitalist uygun ortamın yaratılması adına her türlü tedbir alınır ve uygulamaların şiddeti ve acımasızlığı bir önem arz etmez. Faşizm aleni olarak uygulamaya konur; Fatsa’da oldugu gibi. Devlet, oligarşi, emperyalizm, Süleyman Demirel’iyle, Resat Akkaya’sıyla, Halit Cengiz’iyle, ordusuyla, maskeli faşist ülkücüsüyle Fatsa’nın üzerinden geçer. Eşitliğe, özgürlüğe, kardeşliğe, insanca yaşamaya ait ne varsa yakar yıkar, mezara, karanlığa gömmek ister. Yine de Terzi Fikri’ yi yıldıramaz. İlerlemiş yaşına rağmen cezaevi direnişlerinin en önünde yer alır. Amasya Cezaevi direnişini kırmak amacıyla aylarca işkence gören 25 kişiden biridir, Terzi Fikri. Gördüğü işkencelere, mahkumiyetlere yorgun kalbi daha fazla dayanamaz ve 4 Mayıs 1985 günü hayata veda eder. Oligarşi Terzi Fikri’yi, Fatsa’yı yok ettiğini zanneder. Fakat unuttuğu bir şey vardır. Terzi Fikri’nin inandığı değerler ve bıraktığı devrimci miras karadeniz kıyalarında rüzgar, soğuk puslu dağlarında billur bir pınar ve kalpten kalbe, nesilden nesile dolaşan bir türküdür şimdi. Unutulmuyor! Unutturulamıyor!
alıntı
|